27 Aralık 2011 Salı

Yılın son yazısı!...

Bitti koca bir sene!..2011 de bitti..

Koskoca bir yıl geçti gitti ve

Herşey ne kadar taze..dün gibi..

Tüm anılar,yaşanmışlıklar her an çıkıp karşımıza dikilecekmiş gibi..

yeni bir seneye giriyoruz..

yeni bir yıl..

ya yeni bir hayat??!

....

....

Alışveriş merkezinde  küçük çok tatlı bir erkek çocuğu gördüm

bugün..Noel babaya inanan ve hediye listesi hazırlamış..

Sanırım hayal ettiği kendisinin olmasını istediği beş şeyi bir kağıda yazmış

ama annesi listedeki ilk şeyi almış ve çizmiş sanırım.

sinirlenerek:

-niye üstünü çizdin anne ya,noel baba okuyamayacak şimdi senin yüzünden?!

diye annesine söyleniyordu..

:)))

insanlara keşke noel baba yılbaşı akşamı sihirli bir değnek verse

ve hayatlarında neyi değiştirmek istiyorlarsa onu yapabilseler..

o günden sonra herşey istediğimiz gibi olsa..hep bunu hayal etmişimdir ben..

bir de küçükken noel babanın bütün dünyaya iyilik tohumları serptiğine inanırdım..

evlere, çatılara serpe serpe gittiğini düşünürdük geyiklerin çektiği meşhur kızağıyla..

ertesi gün kalktığımızda herşey çok daha renkli ve güzel gözükürdü gözümüze..

her taraf tertemiz ve daha berrak sanki..

Keşke hala buna inanabilsem...:(

...

....

Bu sene yoğun geçti benim için manevi olarak..

Unutmak istediğim ve hala tam olarak başaramadığım pek çok olay yaşadım..

Hepsi de çok ağırdı..ezildim bazen onların altında..

en acısı da hayallerimin altında ezilmek oldu galiba..

Bazen de hırs yapıp savaştım..hala da savaşıyorum..

Umarım güçsüz düşmem bir gün..

Ama güzel şeyler de oldu..

Yeni insanlar,iş tecrübeleri,yeni ortamlar..

Her zaman yanımda olan ailem..

Ama galiba en önemlisi de onlar..

hem iyi günümde hem en kötü zamanımda da

her zaman yanımdalar..hep onlar vardı..

Teşekkür ederim!..Sizi çok seviyorummm!..:)

....
....

Geçen yılı kötü değilde iyi,güzel anlarıyla hatırlamaya çabalıyorum..

Güzel anlar biriksin hep istiyorum artık ..başarıyorum da..

ama hala aklımın ve kalbimin bir köşesinde kötü olaylarım duruyor,

acı anılarım..en ufacık kıvılcımda tekrar ateş alacak küller gibi duygularım..

....

Hayatımdaki renkler öncekinden çok daha fazla.

Önceki renklerin bazıları yıprandı ve soldu, bazıları daha canlı,

aralarına yeni tonlar da katıldı.

Bazense hepsi birden karışıp çamur haline gelebiliyorlar,

o nokta biraz tehlikeli olsa da,

hayatımdaki kırılma ve özgürleşme noktalarını temsil ediyor çoğu.

....
.....

2011 çok inişli çıkışlı ve yorucuydu bu yüzden..engebeli bir patika gibi..

ama ben de burcum gibi..azimli dağ keçisi:))

en yükseğe çıkma azmi,zirveyi yakalama hevesi,

tam yakaladım derken kaybediş, ardından gelen çöküş ve dibe vuruş..

ulaşmak için uğraşılar..zaferler ve kaybedişler..

siyah ve beyazın arka arkaya birbirini izlemeleri..


Bazen dönüp ne kadar güçlü olduğuma bakarken,

bazen de hayat güçsüzlüklerimle yüzleştiriyor beni.

Evet, güçsüzlüklerimle yüzleşiyor olmaksa beni daha güçlü kılıyor, farkındayım.

Dedim ya, büyüdüğümü hissediyorum.

Eski yazılarıma bakınca o çocuğu görüyorum, heyecanlı, panik,saf...

Yazdıklarım ve kelimelerim değişmiş.

Ama hala hissediyorum o çocuğu, kaybetmedim.

Kaybetmeye de hiç niyetim yok açıkçası o amatör ruhu..

.....

.....

Hayatın beni sınadığı en önemli noktalardan biri de güven ve değer konusu sanırım.

İnsanların değer prensiplerinin çok farklı olduğunu öğreniyorum artık.

Farklı şeyler farklı öğretiler keşfediyorum gözlemliyorum hayatı..kendimi..

Bana göre mutlak doğru herkese göre aynı olmayabiliyor ya da tam tersi..

.....
.....

Hayatın tam ortasındayım.

Asıl öğrenme sürecim şimdi başladı diyebilirim.

Okuldayken öğrendiğimiz pek çok şeyin

hayatta işe yaramadığını görmek çok can acıtıcı bir süreç oldu.

Bu süreç hala da devam ediyor ama

eskisine göre daha çok içselleştirdim diyebilirim.

Murat Hoca derste "Life is the process of learning." derdi.

O kadar hak veriyorum ki şu an...
....

....

Her yeni yıl taze başlangıçlar ve umut demek..

Umarım 2012 herkes için çok daha güzel,mutlu ve başarılı bir yıl olur..

Umarım çok daha güzel geçer..

(ve umarım ben de gerçek prensimi bulabilirim bu yıl :))))

Herkese mutlu yıllar!...

Hepinizi seviyorum :))















23 Aralık 2011 Cuma

Hafifleme zamanı!...


Büyüdük..

Bir 'yaş' daha alıyoruz..

Hayat için gerekli olan her olay

gerçekleşen her eylem bir çizik daha

atıyor yüreğimize

Ve her neticede ders alıyoruz..

Büyüyoruz..

Kendi adıma yaptığım hatalardan

pişmanlık duygusu yerine

öğrenilmesi gerekeni bulup çıkarıyorum

yaşadığım her kötü olaydan ders çıkarmaya

çalıştım..

Yaşam her zaman süprizlerle dolu olmuyor..

kah üzülüyorsun kah mutlu oluyorsun

insanım..

çok ağladım......hem de hüngür hüngür..

bazen sustum..bazen tozu dumana kattım

küfrettim...

aşık oldum..

....

Gerçek, insanın kendisini doğasında kabullenmesiyle

geliyor gerçekten..

İnsanları çevremi gözlemledim

kendimden çok şey öğrendim..

İçindeki 'ben' i sessiz,sakin izlediğinde

ve bahaneler türetmediğinde

hayatı keşfediyorsun..

.........

Kapattım perdeleri

Sorgulamıyorum hiçbirşeyi

Nedenleri niçinleri çıkarttım aklımdan

Tüy kadar hafiflemek istiyorum

kaygısız yaşamak..

Kaldırımda ellerim ceplerimde yürümek

deniz kenarında tüm biriktirdiklerimi

sonsuza uğurlamak istiyorum..

zamanı durdurmak..

erimek orda..

kadınlığımdan ürkmeyerek..

ıssız sessiz sokaklarda özgür olmak istiyorum..

Sünger çektim geçmişe

Kaldırıp attım tüm telaşları

alın dünya sizin olsun!..

kaostan karmaşadan kaçıyorum

sırtımdan tüm birikenleri indiriyorum

yükleri fırlatıp atıyorum

ellerimi çekiyorum

.........

Öfke defterim boş

çok daha huzurluyum..

biriktirdiğim tüm kirlilikleri bir kenara bırakıp

yeni başlangıçlar yapmak istiyorum

Yeni yıl

yeni umutlar

taze başlangıçlar demek değil mi?

tüm yorgunluklar dün yaşanmışlıklar zulamda

yeniden doğruluyorum..


..........

..........


hafifliyorum..

bırakıyorum kendimi bir yudum kahvenin tadına

saldım denizin uzak bakışlarına herşeyi

martılara simit atıyorum..

..........

..........
















22 Aralık 2011 Perşembe

sessizlik.. son kez....



Söylenecek söz bittiyse hayat sizi haklı çıkarana kadar bekleyin...



Connecting people!..:)))

Maillerime bakıyorum..

Çince yada japonca tam anlayamadığım semboller..

Bu da neyin nesi derken..

Adrese bakıyorum..

Hong Kong tan biri.

Maili okuyorum..

Sanat yönetmeniymiş..

Hong Kong ta yaşıyormuş

ingilizcesinin az olduğunu belirtmiş başta..

çok az olduğu belli olan ingilizcesiyle yazmış..

bloğuma google da resim search lerken rastladığını,

ardından resimleri beğenip ,

bloğun ne olduğunu anlamaya çalışmak

için yazdıklarımı korece ye çevirdiğini söyleyen biri..

çok şaşırdım ve ilginç geldi..

tanışma yollamış ve mail atmış..

umarım cevap verirsiniz diye de bitirmiş..

maile karşılık verdim..

çok şaşırdığımı ve memnun olduğumu belirttim

ama aklımda ilginç sorular tabi..

ilginç..

Hong Kong ta yaşıyan biri..

Bloğunu görüyor..

Bloğunuzdakileri anlamak için kendi diline çeviriyor,

mail atıp tanışmak istiyor..


Nokıa reklamının meşhur sloganı aklıma geldi.

connecting people..:))

iletişim..

İlişkinin Arapçası münasebet sanırım,

münasebetin sonuna gidersek iletişime kadar gidebiliriz

birbiriyle ilişkide, bağlantı kurmak vs.


resimlerini yolladı sonra..

faceten ekledi..yasadığı yerin resimlerini atmış..

Hong Kong a davet etti:)))

biraz muhabbet edince sordum

çeviri metin özünü vermez tam olarak,

ne anladın yazılarımdan,

zor olmadı mı kendi diline çevirdiğinde?

aşk ve yalnızlık genel yazılar az çok anladım

ve takip etmeye başladım dedi..


iletişim..network böyle bişiy sanırım..

farklı ülkede kilometrelerce uzakta olan

farklı dillerde farklı kültürlerde kişilerle

duygu düşüncelerini paylaşabiliyorsun..


sonra aslında başta çekindiğini söyledi

zaten mailinden de anlaşılıyordu çekincesi

cevap vermeyeğimi önemsemeyeceğimi düşünmüş

önyargılardan ve tutumlardan konuştuk biraz..

ortak hobilerimizi farkettik..fotoğrafçılıktan konuştuk

sonra mailime çok sevindiğini belirterek teşekkür etti,


'Birey olmak' çok farklı bir durum

ve sanırım ülke şehir insan farketmiyor

herkesin ortak sorunu bu!..

Çok fazla sanal alemci olmamama rağmen

hatta interneti kötü yersiz kullananlara kızan ben,

asıl amacı ''işte bu'' olan iletişim ağına

dair birşeyler karalamak istedim.


Chris, bu tanışma olayını da yazacağım dedim

çok sevinirim tabi, diyerek onayladı.

........
........


Eskilerin deyimiyle

Ne diyim Hong Kong ta da bir kapımız oldu :))))


Teşekkürler Chris:))


















21 Aralık 2011 Çarşamba

Ben..Sen..Herşey / Hiçbirşey...

aşk ve nefret koynumda

yan yana..sırt sırta..

gözlerimin feri kaçmış ağlamaktan

gitme vakti gelip çattığında

susarsın yaa

ölee..

susuyorum..

avaz avaz..

....

tuhaf bir günü yaşıyor istanbul..

soğuk iliklerime kadar işliyor


soğuk bir  gecede omuzuna

birden bire devriliyor hayallerin

o kadar çok anı gömüyorsun..

yağmur çiseliyor

ruhun dalga dalga.

şehrin ortasında

yalnızlığın verdiği acıyla

ellerin ayakların buz kesiliyor

kulağında ayak sesleri..

yürüdükçe siliniyor yaşanmışlıklar..

adımların kaybettiklerinle dolu..

yüreğinde binbir sevinç varken

adını hatırlamak için bile

bir kıpırtı olmadığında siliniyor

tüm siluetler..anılar..

sevinçlerin içinde ufakta olsa umut

barınırken,

dipsiz kuyulara benziyor,

bir küçük ışık süzmesi olmayan...

arkana dönüp bakıyorsun

ruhun da donuyor o an..

başını kaldırıp göğe bakıyorsun

yere düşen yağmur damlaları

geçiyor yüzünden..

ellerini birbirine değdiremiyorsun

ceplerinde üzüntüler..

zaman tünelinde gömülüyor

düşlerin

dilin damağın susuyor

her kelimesinde aşk batırıyor

hızla çarpan yüreğine


artık hiçbir şey söylemek istemiyorum..

yordum kendimi..

zaten sözcükler yetersiz adadıklarıma..

zaman acımasız..

bir o kadar hain!..

anılar ardı sıra karşımda

süzülüyorlar..

...

yüreğimden hep böyle geçip gittin

acımasızca geçip gittin

düşe kalka sildin kendini

yüreğimden..

kendin..

merak etme,sövmeyeceğim ihanetlerine

hiçe saymalarına,değersizliklerine

susacağım..

avaz avaz..

suskunken çıldırmayı biriktirdim

haykırmak isterken

herşey yolunda rolleri

bu yüzden..

........

umut dolu hayal kırıklıkları sarmış

ruhumu..



tükeniyorum..

cümlelerim tükeniyor..

artık hiçbir şey söylemek istemiyorum..

herşey birbirinin aynı..

kapatıyorum sayfaları..

ayağa kalkıyorum

içim dışım paramparça

ama gücüm yetene kadar

ilerliyorum,

kulaklarım duymuyor rüzgarın ugultusunu

tırnaklarımı batırıyorum umuda

...

Ve

Ben çekiliyorum..

























19 Aralık 2011 Pazartesi

İstanbul...hüzün..ben...Ve...

Deli gibi uğuldayan rüzgar

eteklerimden çekip beni savuracak gibi..

Yağmur çiseliyor usulca..

Hiç bu kadar soğumamıştı hava..

Üşüyorum..

sis çökmüş hafiften..

gözlerimi kısmış uzaklara bakıyorum..

inci tanesi gibi  ışıklar..

evler.... arabalar..

kirli bir kent sessizliği hakim...

Dalmışım..

martılar dalgalarla oynaşıyor..

etrafı saran yosun kokusu

dalıp giden ruhumu uyandırıyor..

boğazın ışıltılı serin sularına gömülüyorum bir ara..


güneşin son dakikaları..

Bir hüzün suretinde..

tıpkı insanların gibi..

karışık ve telaşlı...

asık suratlar,geç kalınmışlık hissi

yüze yansımış aceleci ruhlar..

öfkeli bulutlar günah gibi çöküyor üzerine

daha da şiddetleniyor yağmur..

Ey şehri İstanbul!..

şairin dediği gibi koynunda deniz sakladığın için mi

herşeye rağmen bu vazgeçilmezliğin?

....

buğulu bir ayna sanki

yansıttı geçen yıllarımı

zaman çarklarını döndürdü

nice anı saklı koynunda

ne çok sevinç..ne çok hüzün..

......

Duy sesimi şimdi!

iyot kokulu kıyılarına

tutsak etmiycem suskunluğumu..

Herşeyin geçtiğini,

zamanla sonlandığını öğrettin elbet

zorlu yollarının tozunu yuttuk

cebimizde hala umutlar,

acı tatlı seçmelerden payımıza düşeni aldık

demem o ki,büyüdük..

Farklı duygular taşıdık..

farklı şarkılar söyledik

şimdi yüzüne düşen hüzün gibi

tüm şehri kaplar yalnızlık..

işittiğim ses yalnız martılara ait

artık sert ve hoyrat düşüncelerim..

bir kaçış hissine kapılıyorum aniden

göğe uzanmak istercesine başım

istanbul'un en ortasında

nefes almaya çalışıyorum

yüreğimin acıyan yerlerine

ıslak yağmurlar serpiyor,

yalnızlıklarımı sıyırıp usulca

üstüne düşler ekiyorum inatla..















6 Aralık 2011 Salı

Paragraftan sonra susuyorum!..

kendimi anılar içerisinde kaybettiğim bir gün..

şöyle bir uğradığım hafızamda yaşanmışlıklar trafiği..

kayboluyorum sanki..                                                                        

bedenim kendiyle yolculuğa çıkıyor..

ürperten çığlıklardan düşsel ovalara iniyor..

Hayat her zaman düz ve çalkantısız

bir deniz değil..

sürprizler sunmaz her zaman sana,

gülümseyerek..

fırtınalarla uğraşırsın..

gelgitlerin olur arasıra..

rotanı kaybetmişsindir

umuda nasıl çıkılır bilemezsin..

omuzlarında hamal yükü hayat

mazi tünelinde boğulursun..

hayallere dalarsın..

kaptırırsın da kendini bir an..

derinlerde alkış sesleri

sahte şakşakçılar sarmış ruhunu

izlersin öylece kalakalırsın..

sonra bir 'keşke' ürpertisi ile

kendine gelir,silkelenirsin..


Çok çabalarsın..

pişmanlıklar, hatalar..

suratına inen acı bir tokattır

zaman çoğu zaman;

yüzleşirsin..

inancını yitirirsin

gün olur yalnız kalırsın..

sussan korkaksın,konuşsan yalancı..

susarsın..

yutkunur durursun acının raddesinde..

zor gelir herşeye rağmen kendine dönmek

can simidindir umut ve içindeki güç..

yüreğine sığınıp direnirsin..

hiçbir acı sonsuz değil, güçlenirsin..

ve dönersin..

arkana baktığında

geçtiğin yollar

umudun ikliminde tükenmişlikler

birikmiş hayaller..çekilen sıkıntılar..


Sessizlik sarar sonrasında çokça

sükunet zamanıdır artık

her tarafta mağrur bir sessizlik

ertelenmiş öfkeler..

yüreğin ta dibinde acının yontusu

üşürsün kendi yalnızlığında

dışında kopan kıyametler

tükenmez sandığın içini saran özlemler..

sus olur tüm evren

sadece dinlersin

susarsın..

kederin en sakin haliyle

hüzün yamaçlarında ruhun

en heybetli haliyle dururken

akıp giden zamana ve heveslere

dalarsın..

İşte yine susuyorum..

hayatın anlamsızlığına,

karmaşasına siper edip ruhumu

gözü kapalı;

yalnızlığın ve susmanın keyfini

yudumluyorum..








26 Kasım 2011 Cumartesi

Platonik Aşklar Ütopyası!..

Bir adım bile yol gidememişken

uzayıp gider mesafeler..

koştukça yaklaşır, ulaşırsın

elini uzatsan değersin

bir bakış kadar yakınsındır

ama bir o o kadar uzaktır aslında..

için hiç bu kadar cız etmez..

yüreğin acımaz..

gitgide kendine gömülürsün..

duyulmayan çığlıkların

boğar artık içini..

.........

Bakma suskunluğuma!..

gözlerimin hüznü yılların kırıklarındandır..

boynu bükük sevdalar yer ettiler

gönlümün soylu atölyelerinde..

tükenmez geceleriyle yorgun ruhumun

sızıları akar..

hep ertelenen yaşanmışlıklar..

ömür törpüsü hazin sevdalar..

zamanın dar geçitlerinde hayatın zorlu sırtlarında

belirsiz gözyaşlarım bundandır..

Sessiz içimden severim seni..

öyle..usul usul..

Radyodan şarkılar tutar,

gönderirim ruhumu deli gibi esen rüzgarla!..

sana ayırırım derinlerimi..

kısa yürüyüşlerde sevdayla yıkarım tüm şehri..

sokaklar sen kokar,kokun siner şehre..

hatıralar yüzünde çizgiler halinde..

resmedilir sanki..

kalbim sana doğru akar..

gözlerimden

bir nehir gibi

serpilse tüm ruhumda tüten yanmışlık..

kükremiş sevinçlerim, derinlerdeki aşk girdabım..

solusak beraber biriktirdiğim düşleri..

İsyandır,aşk!..

olmazları olduran..

bulutlarda taşısa bizi melekler..

süzülsek yeryüzüne

sokulsak sımsıkı efsunlu mutluluğa..

......

Sen,adının sonrasına hiçbir sıfat yerleştiremediğim;

Durağan bir ömrün satır arasında

yönelen rengarenk düşsün benim için..

sessizliğimde çoğalıyorsun..

sana dair birşeyler karalıyorum,sensiz..

ve söylüyorum bu yazı üç nokta sonra bitecek

veda edeceğim şimdilik..

yazının sonunda

''mutlu ol'', ''hoşçakal'' gibi

sevmediğim veda sözlerine

belki yer vermeyeceğim



yerine  bir gün ansızın karşına geçip

'Merhaba' diyeceğim!..












21 Kasım 2011 Pazartesi

Aradığınız kişi!..

Aradığınız kişi salağı oynamaktan sıkıldı,
gözlerinden akan hüznü durdurdu,
çenesine vurduğu asma kilidin anahtarını bilinmeze fırlattı,
maskelerin arkasındaki gerçek yüzleri artık çok net görebiliyor,
hala gördüğü her buğulu cama tehlikeli isimler yazmakla meşgul
kafasını karıştırmak istiyorsanız lütfen daha sonra tekrar deneyin…


14 Kasım 2011 Pazartesi

Arsız Sevgili!..

Bir masaldı aşk..

Uğruna çabaladığın,gözyaşı döktüğün..

Zorluklarla mücadele edip

yorulduğun..

Kimi zaman coşkun..

Kimi zaman durgun..

Akıp giden bir nehir gibi..

Rüya gibi gelip geçer zaman..

Yolun belirli yerlerinde ara sıra durursun..

Zaman zaman acı çekersin..

Gün gelir aşkın onarılmaz yaraları oluşur,

ihanetin soğuk yüzüyle karşılaşırsın..

Çok sevmenin ağırlığını taşıyamayan yürek,

ihanetin altında ezilmekten artık korktuğundan

veda etmek ister..

Yürek yorulmuştur artık..

Hafiflemek ister..

Izdırapla kavrulan ruh

kin besler,

Kalbin affetmediği gibi

sevmek cüretini de gösteremez artık..

Sadakatinle aptallığına kızarsın..

Gururunun bardak parçaları gibi

kırılıp yokolmasına yakarırsın..

Kinin adını bile bilmezken

aşka düşman olursun..

Kinlendim artık..

Gereksiz bir aşka yürek yormanın

anlamsızlığını keşfedersin..

Dilim..dudağım..ellerim sessiz..

Bir tek gözlerim konuşuyor..

gözlerinin arkasındaki ihaneti gördüğünden beri..

Umrunda bile olmayan gözlerim..


Sen..mutluluğum..hüznüm..umudum!..

Hiçbirşeyim olmamalıymışsın aslında!..

Hey Seni yazıyorum; masumiyet ustası!..

Arsız Sevgili!..

Daha kaç yürek yakacaksın?!

kaç yakarış..

kaç saf yürek..

bilmiyorum

ama ben seni ASLA affetmeyeceğim!..

Çünkü dilinde her daim aşk vardı,

yüreğinde ihanet!..
















12 Kasım 2011 Cumartesi

Aşk Yorgunluğu!..

Mola vermek isteriz

Biraz soluklanmak..

içimizdeki aşk sürgünlerine direnmek..

mücadele etmemek..durup düşünmek isteriz bi an!..

kaç mevsim geçti..kaç kış..

Gönlünde aşk feryatları..

Yorgun umutlar..

Zulada hayat korkuları ve cebimizde biriktirdiğimiz

düşlerle uzaklaşmak..

toparlanıp yolculuğa çıkmadan önce

yoklarız içimizdeki tozlu rafları..

geçmişin kanatlarında yaşadığın acılar

birer birer gözünün önünden ihtişamla geçer..

sızılı günler üşüşür aniden

yorgun gözbebeklerine..

o içimizdeki çaresiz bekleyişlerin

dumanı yokolur gider..

tanıdık bir ayrılık yürek kapında tebessüm eder

sürgün bakışlarında uzak şehirler uzanırken,

telaşlı adımlarla hüzünden kaçar..içindeki aşırı sevdanın yanılsamalarını

kendine saklarsın..

kırık aşklar yuvarlanır,

uzanır, yol olur gökyüzüne..


Yorgun bir ömrün hikayelerine bilenip

kendi yazdığımız satır aralarını okuruz

yorgun bir ömrün yollarında içimizdeki çığlıklarla

sevda bahçesinde tekrar heveskar yürümek

yalnızlık ve vefasızlığa inat,

kangren bir yarayı kesip atmak isteriz..

içten içe zaman tünelinde 'o'na yaklaşmayı umarken

kaybolmak..

.....

Zaman geçer..gün döner..

ayrılığın tortusu aşınır yürekte..

Ve 'aşk' zamanı durdurup

'O' nda kaybolmak,

teninde erimek demekken

deli bir fırtına varlığına dair herşeyi süpürür

umutlar yok olur

yürekte sadece yorgunluk kalır..

































7 Kasım 2011 Pazartesi

We are much more than what we think we are.

Yaşanılanların hüznüne tanık zaman..

acılı bir ömrün izne tabi kentlerinde

aşkın efsunlu kollarında yakaran insanlar..

sonsuzluğa taşan içsel feryadın

yakana yapışıp hesap sorması

gibidir geçmişin aşk günlükleri

arasında kaybolmak..

kaybolursun..

öfkeli kalabalıklar arasında dolaşırken

yalnızlığın sureti düşer yüzüne..

anılar..kırgın sayfalar..aynı masallar..

zamana tanıklık etmiş mutlu resim kareleri..

belirsizliklerle dolu sarı düşlerde

kendi çığlıklarımızı dinleriz bir süre..

Ezik avuçlarda yerleştirdiğimiz hüzünlerle

hayata tutunmak

ruhumuzdaki kelepçeleri söküp atmak

kendi hikayemizin egemenliğini ilan ederiz

yeniden tutunmak

hayata aşka derin gözlerle bakmak

delice sarılmak isteriz

acısı dinmeyen dişlilerinden kurtulunca aşkın

nehir oluruz hayata akmak için..

ilmek ilmek hayatına dokuduğun sızılar

yüreğinin en sancılı yerleri sarar

gönlünün yorgunluğu gider,

dizlerin kanamaz artık..

umursamaz olursun sahte gülüşleri

derin bir boşluğu yaratır hayat

yüksekten bir anda hazırlıksız atlamanın

verdiği hisse benzer bir boşluk..

tekrar toparlanacak olmanın verdiği haz

doğan güneş, dinen yağmurlar..

yenilenirsin..

umutlarla bezenip sunulan yollarda yeniden yürümek,

aşk diye yeniden sayfalara renkler işlemek,

kırgın bedeni yeniden sevgiyle dans ettirmek,

şu çelişkili hayatta

kendi çizgilerimizi hayata resmetmek gerek..

Çünkü düşündüğümüzden çok daha fazlasıyız!..

















karalamaca...

Gün olur acıtır yalnızlık..

dokunur yüreğine herşey

bulunduğun zamandan kopar

sorgularsın..

boşunadır çırpınışlar

biz boşa çabalamışız

çoktan bitmişiz biz

ama bihabermişiz olup bitenden

sürüklenmişiz..

der; hayıflanırsın..

yitip gider sevdalar

çektiğin acıların arkasından

başbaşa kalırsın sessizlikle

başucunda derin sızı..

Sevgi aramışız ama çoğalamamışız..

bir hücreye kapatmışız kendimizi

koşmuşuz..yorulmuşuz..

acıya yüz tutmuş yanlarımızı iyileştirip

çok sevip çok üzülmüşüz..

farklılıklarımızı yontup

içimizi kapatmışız

ruhlarımız bambaşkaydı halbuki..

bulutlarda uçuyorduk..

sevdik..seviştik..acıdık..acıktık..

yara aldık..yaraladık..

savrulduk..

herbirimizden birer parça..

'bitmez' denenler bitti..

acıdan umuttan usanmadan geçen günler

ardından

paylaşılan hayaller söndü..

aşkın bile birarada tutamadığı iki ayrı yalandık

ve onu uzağa beni başka yere attı

hayat tarafından terkedildik

tanıdığım kadar yabancılaştığım

unutmaya yüz tutmuş hayallerimle

zamanın arka bahçesinde

üşüten avazlarımla

hep arka odam yalnızlığımda

ruhumla yüzleşme ve yenilenme vaktidir şimdi!..












27 Ekim 2011 Perşembe

Zaman ve İntikam!..

Kırılmışsındır..

Bunalmış ve sıkılmış..

Çaresizce yaşadıklarını düşünürsün..

en kötüsü de sen bunları yaşarken herşey

rutinliğinde devam eder.

Ve o da devam etmektedir.

Sen acı çığlıklar içerisinde boğulurken

aşk, görmez,duymaz,bilmez..

Bir noktaya takılıp kalırsın!..                                                                        

O!..

Herşeyden kaçıp gidesin gelir..

Kalp kırıklıkları..üzüntüler..

telafisi zor acılar volta atıyordur yüreğinde..

Zihninde 'haketme-değer' kavgası..

İçinde var olan ölü tüm kötülüklerin

birden uyanır,

ayağa kalkar kötülükler kraliçesi..

zafer çığlıkları atar öfken..

isyanın baş gösterir

vahşi bir hayvan gibi diş biler nefretin..

umutlarını boğar,

merhamet dolu yüreğinde.

dürtülerek uyandırılan,

yabancısı olduğun acımasızlık

yerini alır..

Hiddet dalga dalga vücudunu sarar..

düşmanlığa taşıyan yakıcı düşünceler

çıldırtırken seni;

hayallerin adandığı gelecek,

'umudun adandığı insanın' gözlerinden ve dudaklarından

fütursuz, acımasızca dökülüp

yok olurken..

ikinci bir kişilik doğar benliğinde..

acımasız versiyonun oluşur.                                                                 

Öyle ya, umutlar ve hayaller tuz-buz olup saçılırken

yüreğe bıçak acımasızca saplanırken

yarınların anlamsızlığı gerçek yüzünü göstermeye başlar.

karanlık tünelde darmadağın hayaller..

tesellinin hiçbir anlam ifade etmedği günler..

'aldatılmışlığın ve değersizliğin' seceresi..

içinde soğuk ihaneti yaşatan acı tebessümlerin..

çaresiz yutkunuşların..

sanki kürek kemiklerinin arasından yüreğe kadar

bir hançer işler..

kurbanın çığlıklarının zerre kadar değeri yok o an..

çünkü katil, işkencenin doğal tezahürü olarak düşünür..

umutların ardından hızla baş gösteren öfke

intikam almak istercesine saldırmak ister.

ruhunun en kuytularına gömmek istersin, ama nafile..

intikam ateşi içinde çıkış yolu ararken

karıncayı bile ezmekten kaçınırken

katliam yapabilcek bir canavara dönüşebilirsin..

Bir arenaya dönüşür ruhun zamanla.

ağzından sular akan kıskaçlardan zevk alan seyirciler..

savaşın ortasında katil ve kurban..

kendi içimde,duygularımı düşüncelerimi beslediğim,

özgürlüğümü korumak için uzaklaştığım,

iznim olmadan ulaşılmayan bir arena..

Benliğimde büyüttüğüm inançlarım

ve Tanrım,

işime gelmeyene, beni rahatsız eden herşeye

karşı çıkabilceğim ruhumun karanlık yanı temsilcisi 'şeytanım'

Ve gün gelip,

savaş meydanının soğuk yüzü seni bulsun istersin.

Şaşkınlıkla beklersin..

umulan gün gelmiştir.

Şarabını içerek zevk içinde acılarını seyreden

kişi karşındadır..

Üzerinde sadece bir zırh,

ve elinde tutmasını  bile beceremediğin bir kılıç vardır

Gözlerinde kızgın bir ışık parlar.

Son derece sakinsindir..

Ve daha sessiz, daha soğuk kalpli

geçmişte onun olduğundan..

Öldürmek için aceleye ihtiyacın yoktur..

Bu anın zevkini yaşamak istersin

Hemen ölmesini değil,

yaşattıklarının hesabını vererek

ölmesini istersin..

Ani bir ön hamle yaparsın öfkeyle..

ardı arkası kesilmez sonra kılıç darbelerinin..

Zihninde yaşadığın acıların raddesi kadar zorlarsın..

daha fazla..daha da..
                                                               

Gözlerinde umut ışığı arar ama nafile..

Daha derine batırırsın..doğrulamaz sonunda..

Yere çöker acıyla inleyerek..

Gözlerinin önünde uçurum kenarına bırakıp

kaçtığı canların ahı..ezip geçtiği ruhlar..

kendi yarattığı katilini bulanık görmeye başlar

Sonunda dayanacak gücü kalmaz..

Ve katiline yalvarır:

-'Ne olur öldür artık!..'

Sen cevap vermeyerek

tiksinti ve nefret dolu bakışlarla

uzaklaşırken arenadan

olmayan Tanrısına yalvarır:

-'Ne olur al canımı,al da kurtar'

Sonunda donuk gözlerle yerde çırpınırken

Ölümün bile anlamını yitirdiği yerde

nefret bile değerini yitiriyor..

Yok oluyor o an herşey

Ve herşey bitiyor!..

























































19 Ekim 2011 Çarşamba

Nymphomaniac's: Love killers


Donjuan yazımdan sonra çok fazla geri dönüş aldım                            

Çok güzel yazmışsın,benimi anlattın

diyen erkek arkadaş ta oldu,

bi fotoğrafımı koymamışsın diyen de

demek ki herkes bu hale gelmiş ve kendinden birşeyler bulmuş:)

' e güzel iyi hoş ta aynısının kadın versiyonu da var,

niye yazmıyorsun,gülşen  ' die söylenenlere..

tamam kadın versiyonunu da yazıcam demiştim

Buyrun:)

Nymphomaniac

Eveett 'Don juan' gibi malesef basit bir okunuşu yok..farkındayım:)

Nemfoman..Global ismi.

Erkek delisi, çapkın kadın (türkçe meali)

nymphomaniac :

global sözlükler şöyle diyor:

a woman who always want to have a sex. a woman with abnormal sexual desires. sexual behavior at levels high enough to be considered clinically significant

Efenim Türkçe meali:

her zaman seks yapmak isteyen,anormal cinsel arzuları olan bir kadın.

  yüksek seviyelerde cinsel davranışları klinikal olarak anlamlı arzedilmiş hatunlar

Kısacası sürtüklük,hafif meşreplik adına ne derseniz işte ok:))

 (erkeklerin yorma bizi tamam dediklerini duyar gibiyim:)

Onlarda don juan lar gibi yalnızdır

Onlar toplumun şu 'ideal kadın' kavramına ait değillerdir

hani şu 'evli,çocuklu olanına'

Onlar beyaz atlı prensin hiçbir zaman gelmeyeceğine hükmetmiş,

'elalem ne der' duygusunu yitirmiş metropol kadınlarıdır


Öyle çok güzel değillerdir

İdeal fizik ölçütleri yada standartlar gerekmiyor

Farklı duruşları farklı tipleri vardır

Ama cazibeleri hemen farkettirir.

bütün gücünü kırmızı ruju ve topuklu ayakkabısından alan kadınlardır onlar.

erkeklerin zaman mekan ayrımı yapmaksızın

''seks olsun da nasıl olursa olsun'' düşüncesini çok iyi kullanan,

istediği erkeği elbette yatağına alan kadındır.

kendisine hayır diyecek erkek sayılıdır çünkü!.

iyi sevişir, sevişmeyi bilir.

son sigara tadı bırakır bünyenizde.

Hızlı kadındır.

Lafını sakınmaz..beğenisini ifade etmekten çekinmezler..

Kurnazdır!.

çapkın erkeklerden daha zekidirler.

 istediklerini daha kolay elde etmekle birlikte,

 çapkınlıklarıyla övünecek kadar salak değildirlerdir.

üstelik hepsinin aldatması erkeklerinkinden çok daha komplike ve derindir

Herşeyi bir o kadar kendilerine saklarlar.

Çoğunun çok iyi işi, kariyeri toplumda statüsü bile olabilir

Böyle kadın mı olur demeyin!..

Yıllardır çapkınlığı sadece erkeklere özgü birşey sanıp durdunuz..

Kadın, toplum için hep ''evde sessiz sakin bekleyen saf aşık ''tır.

Ancak bu her kadın da tutmaz..

Onlar da don juan lar gibidirler.

Erkeklerin zaaflarını bilir, onlarla oynamayı severler

Onlara karşı duygusal birşey hissetmezler.

İlgilerini çalar ve işi bitince de bir kenara atıverirler.

Haklarında söylenen hiçbirşeye aldırmazlar..

Eğer erkek zenginse paralarını da sömürürler.

Ve daha önemlisi kendilerine kurban seçmekte hiç zorlanmazlar.

Erkeğin Evli,Nişanlı,çocuklu,sevgilisi olması vs. onu bağlamaz..

Normalde dışardan hanım hanımcık kendi halinde gözükür,

fakat aslında içten içe bir erkek mıknatısı olabilir.

Gizemlidirler.

Zaten onları çekici kılan da budur çoğu zaman.

Erkeklerin ahmak olanları onları buna iter

Kurbanların kendilerine gelmelerini beklerler, bazen de kendileri giderler

Hayat tarzları budur..

Erkek tavladım, elde ettim diye sevinirken bir anda ortada kalmanın şokunu yaşar

Şoklara şoklar eklenir

Her zaman samimi olmamayı tercih ederler.

Gözleri bir erkeğe bakarken aslında az ileridekini görür.

Erkeklerin boş iltifatlarını çok saçma bulur

ama hoşlanmış gibi yapmakta üstüne yoktur

Ve bu tarz hayatlarının sonu olur

tıppkı donjuanlar, ıssız adamlar gibi..

kartlar bir süre sonra tükeneceğinden

uzun süre bu tarz yaşaması mümkün değildir

yanılgı içinde kalır..

Ve oyunu belki de o noktada sorgulamaya başlar..



..............




















17 Ekim 2011 Pazartesi

S*ktir et & Sil baştan

Son haftalarda tarihi kitaplara ara verip

okuduğum ve beğendiğim iki kitap..                                                 

S*ktir et

(John C parkin)
                                              
ve

Sil baştan

( Ken Grimwood)

                                                                    

Sil baştan

özellikle kurgusu ile zaman kavramını,
                                              
hatalarımızı sorgulamasıyla

sürükleyici bir roman

ve kendi hayatınıza dair çok şey bulabilceğiniz

uzun zamandır okuduğum en sıradışı kitap..

Özellikle S*ktir et;

benim gibi hassas, boşverci olamayan,hayata dair herşeyden etkilenen

kişilere yardımı dokunacak bir kitap..

Birşeyler sizi rahatsız mı ediyor?

Canınızı mı sıkıyor, mutsuz mu oluyorsunuz?

John C parkin'in yazdığı bu kitap

S*ktir et tedavisi ile nasıl boş vereceğinizi öğretiyor

ve rahatlıyorsunuz..kendinizi hayatın akışına bırakabiliyorsunuz..

Herkes S*ktir et ile kendisi arasında bağlantı kurabilir..

Bu sefer artık bende kitabı okuduktan sonra

s*ktir et deme cesaretimi topladım..

denedim ve oldu..

Daha sonra rahatladım, boşverdim, gerçeği söyledim..

Beni ne mutlu ediyorsa onu yaptım

ve herşeyi öyle olduğu gibi kabul ettim..

Kendimi hiç kötü hissetmedim, aksine çok eğlendim..

Doğal dünyayla uyumunuzu kaybettiğinizde, birşeyler canınızı sıktığında

s*ktir et deme ihtiyacı ve uygulaması adına bir kitap..

S*ktir et dediğiniz anda herneyse üzüldüğünüz şey,

yada canınızı sıkan,

üzülmeyi bırakıp,daha çok istemekten vazgeçip,

 gerçeği kabullenip

öfkenizi yatıştırıyorsunuz..

Doğunun 'boşverme' fikrinin batıdaki ifadesiyle

içinizdekileri serbest bırakmayı öğretiyor

size acı veren bağları salıveriyorsunuz..

Çünkü gerçekten şu an canınızı sıkan sizi üzen herşey,

aslında sizin yüklediğiniz anlamlar yüzünden

önemli ve oyüzden mutsuz ediyor sizi

veya kafanıza oyüzden takıp stres yapıyorsunuz

sıkıntının büyüklüğü yüklediğimiz anlamda..

önemli olmadığı an, anlam yüklemediğin an,

ciddiye almayıp değer de vermiyorsun

ve üzmüyor ozaman seni gerçekten..

S*ktir kelimesi saygısız ve bir o kadar da cesur bir kelime..

fakat asıl insanlarda şok etkisi yaratan etkisi kelimenin arkasındaki felsefe

anarşik bir ifade biçimi,söylem olması..

sevişmenin argosu..'s*ktir git',  'seviş ve git ' her yere yayılan

kızgınlık anında söylenen bir küfür halinde

ama aslında durmak bilmeden anlam yüklediğimiz peşinden koştuğumuz

canımızı sıkan her ne varsa o biriktirilen sürecin

aslında önemli olmadığını destekler, tüm o anlamları reddedip

sizi pes ettiren, oluruna bırakmanızı sağlayan bir ifade dir..

Ve kendinizi Tao,Tanrı,Evren,Allah vs. (neye inanıyorsanız)

ruhani güce bırakır, doğal akışı izlersiniz..

Geçen hafta şems-i tebrizinin öğretilerine dair bir kitap okuyordum

''Anladım ki: İnsanlar; Susanı korkak. Görmezden geleni aptal.

Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar.

 Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar.

Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..! ''

diyor Şems..

Bu da aynı düşünce ama başka bir bakış açısı..

o kadar doğru ki..

Önce anlamlar yükleyip değer veren önemli yapan bizleriz

sonra olumsuz birşey olduğunda üzülen de..

bizim için önemli olan önem verdiğimiz herşeyin

canımızı sıkma potansiyeli vardır..

anlam, içinde acıyı barındırır

yüklediğimiz anlamlarda gizli herşey..

Ve doğru aslolan sen!

kendimiz..

Hayatta hiçbirşey sizden önemli değil!..

sevgili,iş,sınav,para,kariyer,eş vs. ne varsa sizin değer verdiğiniz,

şu an için önem verdiğiniz,kendinizi daha sonra çok üzmemek adına

nötr durmayı anlam yüklememeyi öğrenmeliyiz..

Sonra aslında aşık olduğunuz insanın ne kadar bu aşka değmeyen biri

olduğunu veya almak istediğiniz bir işin önemsiz olduğunu, o sınavın hayatınızda

çok etkisi olmadığını birşekilde anlıyorsunuz, hayat size zamanla gösteriyor..

Önemli olan bunların sizi ne kadar etkilediği..

içimizdeki özgürlüğü hissetmek için, içinizdeki tüm duyguları serbest bırakın..

üzülmeyi bir kenara bırakın..hayatın doğal akışına bırakın herşeyi..

Çünkü hem kendi hayatımdan hem gözlemlerimden

hayatta ne olursa olsun, ne kadar kötü olaylar geçse de başınızdan,

acı deneyimler yaşasanızda 's*ktir et' diyip, deneyimleri ve hataları unutmayarak,

herşeyden ders çıkarak 'sil baştan' yaşayabilmek gerek!..

Şu an size acı veren ne varsa

hiçbiri sizden daha önemli değil;

Atlamadan önce son şey, hadi hep beraber BAĞIRALIM!...

Siiiikkktttiiirrrr Eeeeeetttttt!!!....






16 Ekim 2011 Pazar

Aşk ve Nefret döngüsü..

Kopkoyu karanlık..

geceyi dinliyorum..

Sessiz..sakin..

Ne sabah,ne akşam ne de üzeri..

Yine gece evet..

Ve yine uyku tutmadı..


odamın penceresi gecenin karanlığına açılıyor..

bahçede ağacın yaprakları rüzgarın şiddetini göstermekte

bir o yana bir bu yana savruluyorlar..

gözlerim, gökyüzündeki yıldızların grisinde..

gecenin karanlığında parlıyorlar bana..

Rüzgar uğultularından anlıyorum,

usul usul penceremde esintisi..

biliyorum ki açsam penceremi üşüyeceğim

ama gecenin kokusunu içime çekmek istiyorum

aklıma nedensiz sorular geliyor,

susuyorum..

hep yenilediğim uzaklıklar daha bir belirginleşiyor,

daha çok daha hızlı geçiyor anılar gözümün önünden..

elimdeki kahveyi masaya, kendimi az evel kalktığım koltuğa bırakıyorum

yalnızlığım daha da netleşiyor gündüze nazaran..

sevgi ve nefret arasında gidip geliyorum..

sadist bir aşk yaşadığımı,suratıma vurduktan sonra tokadını zaman,

daha hızlı geçiyor anılarım..

Pencereyi açıyorum,üşüyorum..

Rüzgar ne kokunu getiriyor bana, ne sesini..

Artık isteyip istemediğimi bile bilmiyorum.


Çok söyledim 'seviyorum' sözcüğünü..

Çok hissettim..Çok ağladım..

Her geçen gün seni arttırarak damarlarımın içine aldım

Seni her dudaklarıma alışımda ömrümü kısalttın

güzelliğimi aldın elimden

Ruhumu kemirdin bir fare gibi

Gaflet uykusundaydım

hasta oldum,acı çektim, akıllanmadım..

sana olan sevgim o kadar güçlü geldi ki

herşeye kulaklarımı tıkadım

Çok denedim senden kurtulmayı

her denememde sahte sözlerinle ve ışıltınla

o büyünle yine sana koşarak döndüm

Bu  ben değildim, ben bile kendimi tanıyamıyordum

Ben ki,irademe güvenen biri olarak,sana karşı koyamadım

her seferinde 'bitti artık onunla ilişkim' diyordum

Ve yine sana koşuyordum

Büyük bir tutkuyla..Aşkla!..

Gizli bir çekim gücü çekti her seferinde beni sana..

Anlamadın..umursamadın..Hiçbirşeyin kıymetini bilemedin

küçümsedin çoğu zaman..

'ufak kız,küçük kız,güzel kız' tabiri caizse benlik olmayan

senin açından küçüktüm, ufaktım bir zamanlar haklısın..

duygularım kirletilmemişti..

ve ben ismimin yükünü o zamanlar taşımıyordum..

Bana ' gel oynayalım' diyorlardı senin gibi

Ben sevmiyordum istemezdim oyunları

tıpkı üç senedir seninle oynamak zorunda kaldığım bu oyun gibi..

Oyunu kaybettik,anlıyorum..

kabulleniyorum o ayrı..


Zamanın birinde kendi acılarımızda büyüdük

ve oyunları bıraktık

akrep yelkovan yarışında

yıllardır

kocaman yalnızlıktı payıma düşen..

payıma düşen herşeyi de erteledim..

...........

Ertelenemeyen tek şey; hayat

ve artık yaşamda

herkes çok değilken

çoğal(a)mıyorken aşka

yitirilen zamanın sonunda

aşk kendi elleriyle hazırlarmış

kendi düşmanını..

Canın öyle yanarmış ki,

sevgi koridorları pas tutarmış

gözyaşları kurur,

ruh yalnızlığa soyunur,

beden acının raddesinde dolaşırmış..

kimse vazgeçilmez değilmiş,

öğreniliyormuş..

acılar gün gelip tahammül sınırında

beliriyormuş,

kadında zaman geçmiyormuş,

herşey birikip yerini alıyormuş,

öfke insanın içinde sevgiden daha çabuk büyüyormuş

ve nefret asla başka bir duyguya dönüşmüyormuş..


























12 Ekim 2011 Çarşamba

Yağmur,hüzün ve hayat...

Yağışlı,kapalı bir hava..

İstanbul'u hüzün kaplamış sanki..                                                               


Pencere camının önündeyim..

yağmuru izlerken

çocukluğuma doğru yolculuğa çıktım


Henüz 5 yaşındayım..

cama burnumu yapıştırmış

dışarıyı

yağan yağmuru izliyorum

çocuk gözlerimle..

camın buğusuna anlamsız şekiller

çiziyorum arada..


Yağmurlu kapalı günlerde

dışarı çıkması yasaklanan

her çocuk gibi

hafif bir buruklukla

evde oturuyorum                                                                              

cama çarpan damlaları takip eder,

tatlı bir tebessümle bir süre sonra

hayallere dalardım..                                                                                

Mutfakta olan annem bir süre sonra

seslenir,benden ses çıkmayınca kontrol etme

ihtiyacı duyup odaya gelir,

beni kucağına alıp oturtur,

umut dolu cümleler kurardı..

''yarın sen kocaamaann bir kız olacaksın,

okula gideceksin,çok güzel bir kız olacaksın,

mutlu bir hayatın olacak'' diye  gözyaşları içinde

yarı inanç yarı umut kokan cümleler kurardı..

Anlamazdım..

-'' Yarın nedir anne '' diye sorduğumda

''uyuyacağız uyanacağız, yarın olacak'' derdi..

Günler, aylar, yıllar..

birbirini kovaladı..

Zaman hızla geçti..

Çok uyuduk, Çok uyandık..

Bir sürü yarınlar oldu..

Bir sürü..

Annemin hayalleri gerçek oldu mu,

gelecek günler ne gösterir, neler var yaşanacak bilmiyorum

ama hala inatla yarın için hayal kurar,umut verir annem..

O zaman;

hiç yaşlanmayacak, o upuzun siyah saçları hiç beyazlamayacak,

hastalanmayacak sanırdım..asla zaman onda işlemeyecek..

Hani derler ya, su gibi akıp geçer zaman diye..

Geçti..

Göz açıp kapayıncaya kadar..

Yarınların birinde büyüdüm ben..

Benim anne olmama daha çok var ama

Annemin yanında yer aldım..

Belki başka şehirlerde, başka pencerelerde ama yağmurlu günlerde

ben de yarınlar için çok hayal kurdum.

Benim yarın için dilediğim, huzurlu olmaktı..

Bir çocuğumun olmasıydı..

pencerenin cam kenarında kucağımda oturtup

yağmuru izleyebilceğim beraber..:(


Anneme benzemedim..

Onun hiçbirşeyi yoktu ama hayalleri vardı,

her şartta güçlü yüreği,umutları vardı..

Benim herşeyim var ama umudum yok..

Beklediğim bir yarın bile yok..

Nasılsa gelecek ya yarınlar,

süpriz olsun bari diyip

beklemek avuntumuz oldu..

itiyoruz hep hayatı..

ertelenmiş düşler..briktirilen kenarda kalmış hayaller..

Düşünüyorum da; ne de çok yoruluyoruz..

ne anlamsız bir çaba şu insanoğlundaki?

Ne kadar yük bindirmişiz sırtımıza,

ve ne kadar çok şey yüklemişiz yarınlara?!

Durmadan bir koşuşturma..

Daha şimdiden yarının kredilerini tüketmişiz..

Beklediklerimiz var hep,beklentilerimiz

kaybettiklerimizden habersiz..

Ne olacak? Okulu bitireceğiz belki..

Belki patron olup işimizi kuracağız..

Anne yada Baba olacağız..Gelin yada Damat..

Zengin olacağız..Yaşlanacağız..

Emekli olacağız..

Çocuklarımız büyümüş, masraflarımız,sıkıntılarımız,öfkelerimiz

küçülmüş olacak..

Sürgün bir hayatın yorgunları olarak

dingin bir hayatın koynunda sere serpe yatacağız..

Ta ki son gün son nefes gelene kadar..


En değerli hazinemiz, ömrümüz gidecek

Saçlarımız beyazlayacak,

belimiz tutmayacak, dişlerimiz olmayacak belki..

Yıllarla beraber çocukluğumuz, gençliğimiz,

çocuklarımız gidecek elimizden..

Annemiz Babamız olmayacak belki yarın..


Yarın bugünün aynısı da olmayacak

ümitlerin harman yeri de..

Sürekli dolanıp durup kendimizi arayacağız yarınlarda,

aslında hayatta..

Çok koşacağız, çok yorulacağız..

ağlayacağız çok..

terk edecekler bizi..

görmezden geleceğiz..

çok önemseyeceğiz..

hayat akıp giderken

gün gelecek o kadar rahat ve huzurlu olacağız ki

hayal edecek hayallerimiz bile olmayacak..

...........

Yalnızlık yağmurla birlikte hüzün doldururken içime,

ben hayata ve yarınlara dair sorgulamalar yapıyorum

hala yüreğimde..

Şiddetlendikçe yağmur,

damlaların cama çarpışı artıkça

bırakıyorum bende dizginlerini yüreğimin..

akıp gidiyor benim de içimdeki umutlar

bir nehir misali,büyük denizlere

yağmur suları gibi..

Oysa umuttur hayat, direnmektir bilirsin..

yaşam meydanında bu savaş tek kişiliktir

Ve vurulan her darbe aslında kendinedir

Ve hayat,

büyüdükçe kararan hayatlar,

kaybolan ümitler

ve tebessümle yağmuru izleyen çocuğun büyümesidir..

































11 Ekim 2011 Salı

Don juan's : (Love Killers)



Don juan'lar..

Aslında çapkınlığın,

''ıssız adam'' akımının global ismidir

Çoğunlukla yalnız yaşarlar..

özellikle tercih eder..

Böyle yaşamayı seçer,

etrafı çok kalabalıkta olsa

bir izole durumu vardır

başkasını hayatında istemediği gibi

başkasının hayatında yer de edinemez,

istemez..

ayakbağı olarak görür..

tam bir metropol adamıdır.

sorumlu olmak istemez hiçbişeyden

yalnızlığı özgürlük zannedip

aşkmış sevgiymiş sallar silkeler atar yüreğinden.

aşık olmak, sevmek gibi şeylerle uğraşmaya ne iştahı ne zamanı vardır

çünkü adı üstünde o tam bir 'donjuan' dır..

prensiplerine aykırıdır bir kere..

benmerkezcildir,bireyselliğine düşkün

bu ıssız adamlar,

asla karşı tarafın duygu ve düşüncelerine

önem vermez,takmazlar

Gider takılır, eğlenir,gezer

hatta kendilerine derinden aşık olanları bile bulurlar

şanslıdırlar.

ama aslında biri içlerine dokunacak,

onu sahiplenecek,

onu sadece 'o' olduğu için sevecek diye

içten içe korkarlar,

asla yansıtmazlar ama bu gizli korkuları hep vardır

günübirlik sadece 'cinsellik' üzerine dayalı ilişkileri

vardır,öle de olsun isterler..

düzenli bir hayattan özgürlüğünü yitireceği

düşüncesiyle kaçar..

kendisini sevecek,aşık bir kadından korkar,

korkar bağlanmaktan..

macera sever o, heyecan sever,

elde etmek ister..

koşullarında yaratıcı,entellektüel,romantik olan

bu adam, elde ettiğinde en güzel,en hoş,en akıllı kadın da olsa

elinin tersiyle iter, önemsemez,takmaz,sallar hemen..

öyle boş adam da değillerdir

her konuda bilgisi,tecrübesi,öngörüsü mutlaka

bir fikri vardır

ama iş aşka gelince sınıfta kalır..

yani teorisi zehirdir de, pratiği sallanır..

çekicidirler..

kendilerini toplum içinde sevdirmesini bilirler

hemen dikkat çekerler

derinden bağlı,sadık,kendisine aşık olacak

kadını da bulurlar

aslında şanslıdırlar

çünkü böyle 'don juan'lara çantada keklik tir

aslında kendisine aşık kadın..

ruhunu alır senden,kendine bağlar

bir süre sonra ipler onun elindedir

fare gibi kemirir,

iliklerine kadar

sen hiçbirşeyin farkına varmadan

aptal aşık modunda hep 'O' dersin,

başka birşey görmez gözün..

Halbuki adam çok başka boyuttadır,

seni önemsediği de sevdiği de yoktur..

o yalnızca kendini düşünür,

kendisini sever,önemser..

defalarca üzülür,kırılırsın..

ruhunun en dip noktalarına kadar

içini kanatır,acıtır ama umursamaz

sen hala 'sevdiğim adam' der koşarsın..

fedakarlık yaparsın,

bilirsin ki özveri gerekir

susarsın..bazen ağlarsın, bazen bağırırsın,

bazen kavga edersin,çığlıklar atsan da duymaz

sevgi koridorları paslı biryerlere ulaşmaya çalışıyorsundur

kişiliğini,kadınlığını,varlık olarak seni hiçe sayar

ve sen hala oturup salak gibi ağlar,

'bunu bana nasıl yapar, bunu bana nasıl söyler' diye

üzülür,ağlar,kendini yıpratırsın..

ruh olmayan yerde ruh, vicdan olmayan yerde

vicdan ararsın,adalet ararsın!..

halbuki adam ne seni düşünüordur,

ne sevgini ne bişiyi..

seni üzmesini,kırmasını,acı çektirmesini

unutur sineye çeker,yine gider,yine sevmeye

devam edersin herşeye rağmen

ama Tanrı,Allah,Tabiat vs.(neye inanıyorsan)

artık ders alman gerektiğini göstermek ister

sana onun sana göre olmadığını,

sana kötü geldiğini anlaman için bir 'iz' gerektiğini

artık sana 'dank' etmesi gerektiğini

en sonunda sende kalıcı bir 'iz' bırakarak anlatır..

çünkü her sızı da, her o yara ya baktığında

onu hatırlamanı ve anlamanı isteyecektir

Sonunda;

haksızlığa uğradığını düşünüp

seninle oyuncak gibi oynandığını anlaman,

karşındakinin ruhsuz bir donjuan olduğunu anlaman

çok sürmez ve herşey yerine oturur

'angelus' film karakteri gibi

kötü ama eğlenceli çekici melektir

ve perde kapanmıştır.


Aynı ıssız adam filminde

Ada'nın Alper'e unutulmaz sözü gibi:

''Karda donmak üzeredirler

ama uyku tatlı gelir! ''


Başlarda onunda umrunda değildir

ayrılıkmış,sevgiymiş zaten umursamadığı için

hoşuna bile gider..

Çünkü zaten kendisine bağlanan,aşık bir kadından,

sorumluluktan içten içe korkan adam;

her türlü huzursuzluk ve sorunlar çıkartarak bile bile

en sonunda kadını kendisinden uzaklaştırmayı başarmış,

kadının 'yeter' deyip çekip gitmesini sağlamıştır

Çünkü kadın hassas duygusal bir varlıktır,

hele de kendisine aşık,sadık ve bağlıdır

kendisi bırakamaz,üzerine o sorumluluğu almak istemez

ama yıldırmaya uğraşır ve en sonunda başarır

Bunu anladığın andan sonra,

bir akşam sevdiğin adam seni arar,telefonu açmazsın,

bir daha arar,yine açmazsın.

Final günü gelmiştir ve sen o telefonu bir daha hiç açmazsın..

Çünkü ilişkin için verdiğin özveri

ve gitmekle kalmak arasında verdiğin mücadele o kadar yormuştur ki

kalbini,

yokluğunu yanındayken çektiğin çileye tercih edersin!..



Onlar dünyanın ve toplumun

''erkeksin, hızlı yaşamalısın''

baskıları altında ezilirken

film şeridi gibi hayat geçer hiçbirşey anlamadan,

filmin sonunun geldiğini anladığında

film çoktan bitmiştir..

Adam filmin tekrar başlaması için

sinemada aynı koltukta beklemektedir,

oysa film çoktan başka salonlarda oynatılmaya başlanmıştır!!..


Mutluluklarını hızlı yaşayan erkek,hüzünlerini,kederlerini

acısını yavaş yavaş yaşar..

Çünkü tüm güzellikleri tüketmiştir

geriye kalan uzun zaman için

yalnızlıktır..

Sadece yalnızlık!..

........


Aşk giderse ne kalır geriye?

Issız bir yaşam,

ıssız bir adam,

ıssız bir şehir belki de...

..............

















7 Ekim 2011 Cuma

Hayat Oyunu..

Herkesin bildiği yollardan geçiyorum

kör,sağır,dilsiz..

engebeli, zor ama çekici..

gizli olan yasaktı..

saklıda kalanın bedeliydi acı.

Bir resimdi bu;

huzura hasret, sükunete durulan..

dimdik..

Ve hayat, yalancıydı.


Akıllı bir oyuncu,hayat

ve sen her seferinde sürüklenen olmamak için direnen

içinde sessiz çığlıklar biriktiren piyon..

Bazen öyle olur ki hatta

kaybolursun..kimseniz yok gibi gelir..

yalnızlık içinde yokolursun,

tek başına,kayıp..yıkık..

özlersin..

kaybettiklerine sarılırsın..

özgürce ağlarsın..

geç kalmışlıkların ortasında

hatıraları seversin..


........

Zaman geçer..

biriken gönül nemini salarsın

özgürlüğün sonsuz uzağına..

hoyratça savrulan zaman,

alır sızıları,koyar yerine içsel avuntularını..

Havlu atmayı mazaret olarak algılarsın..

Anlarsın ki,bir zafer değil savaş alanı

ve mücadele etmek zorundasın.

kimi azdan, kimi çoktan

kimi vardan, kimi yoktan imtihanda.

yıpranmışlığın telafisi yok

bilirsin..

sade ve basit

hayat hiçbir zaman mükemmel değil ne de olsa

zamanın koridorlarında arta kalan geçmişin

ve bugün;


aklımın kıvrımlarında yaşanmamış zamanları süpürüyorum

bağışlıyorum bugüne kalmayanı ve yok olanı yarına

ömrüne kök salmışsa da hüzün ve acı

yaralanmaya en müsait yanlarımla koşuyorum yine;



 Henüz kopmadığıma göre hala tutunuyorum!..









13 Eylül 2011 Salı

karalamaca...





Sessiz bir gece
                                                                                    
Sakin..

Eylemsiz..

Dudaklarında -küfür gibi- kayboluşlarını

ısırıyorsun..

Anlaşılmaz sancılar yüreğinde..

Sessizliğin alıyor..

Kahkası kalıyor siluetinde

arınmaz saklanışların..

Hüzün gözyaşlarına dokunuyor

Ruhunda dalgalanmalar..

Yüreğin acır..

Duyulmaz..

Gözlerin ferinde uçurumlar..

Ruhunu altüst eden kül sözcükler

taşınmaz dertler

Ağır gelen sinirli akşamların..

Sancılar, iç çekmeler..

Ağlamak fayda etmez

Üşürsün..

Geceye uzanır ruhsuz bakışların

vücudun ters tepkiler verir

Ellerin her milimetresi sızlar

Vücudunun dili tutulur


Bir ayıpsız, sürgün dolunay..                                                                     

Gözlerini kefenlersin hasrete,

yakınına iliştirirsin hayatın..

Kalbin delice çarpar,

boğazın düğümlenir

hayatında hiç düğümlenmediği kadar

Küfredersin geceye

ve herşeye..

Gökyüzünün seyrinde

şizofren güncen..

zaman ilerledikçe

akrebin intiharı nefsinde..

kanıtarak tüm yalnızlığını

kalbine bastırırsın..

derine..

daha da..

.........

Acıya dimdik duruyorum

Zulamda delilik gömleği -nasılsa-

saklanıyorum..

her kaybedişin arkasındaki

terkedilişleri çoğaltan sese..

avuç içimde kanayan aşklara

kendi küllerimi bastırıyorum..

Yazgımda yatıya kalan hicran

ve sükunet..

Kendi sessizliğimde yok olmak istiyorum..

Eskiyen yanlarıma aşk yamaları ekliyorum,

ovup duruyorum ara ara..

Ardıma yığılan kırıntılarla..

aklımın satırlarında çiğnediğim unutulmuşluklar

yuvarlanıyor tepetaklak tüm yaşam..

zaman duruyor..

Ruhunda bir onu bir kendini okurken;

Acı seni terketmiyor

Ve Aşk;

görmüyor,duymuyor,işitmiyor

siz karanlık bir gecede

çığlık atarak boğulurken...










5 Eylül 2011 Pazartesi

Hayat oyununda Aşk yorgunluğu..

Hayat

çetrefilli upuzun bir yol;                                                    

Nelerle karşılaşacağını

bir köşeyi geçince neler olacağını bilemezsin..

Birşeyler umut edersin,

çabalarsın elde edersin

ya da bişiyler zorlar

Duvarların köşeleri hep bir diğer köşeyi

görmeni engeller

Düşünsene;

Elinde bir kağıt

ve bir adrese gidiyorsun..

Farklı seçimler,tercihler var

önünde..

Herkes farklı bir yön gösteriyor

Daha önce hiç gitmediğin bir yer,

bilemezsin ki..

Doğru Kim?

Engebeli ,aşınmaz yollar

eğlenceli çekici patikalar..

Seçim senin..

Ancak gözlerindeki ışıltılara

yüreğindeki umuda bakarak anlarsın..

Peki, ya o kötülüğün verdiği hazzın ışıltısıysa?!

Her köşe başı bir umut,

belki bir tehlike seni bekleyen..

Herkesin elinde bir davet.

Karanlık sokaklar..

aydınlık sorular içinde..

aynaya bakmaktan vazgeçen suratlar..

Nereye gidiyorsun?

Ya da elindeki adresin doğru olduğunu nerden biliyorsun?

............

Bilmediğim bir sokaktayım..

Burayı tarif etmişlerdi ama

olmam gereken yer burası değil!..

Kötülükler kraliçesi hazırlıklı,

yolum uzamış,

zaman geçmiş,

gideceğim yol çamurlardan geçiyormuş

Hahh !!  Kimin umrunda?!..

Aklında düşünceler

Ah bir bulsam,bir öğrensem

bir daha kaybolur muyum hiç?!..

Her köşe başı bir umut,

köşe sonları ise hep buruk                                       

Aslında bütün çabaların boşa olduğunu nerden bileceksin

Ayakların seni kendi götürecek..

Ama güzel bir hayata ama acı yaşanmışlıklara..

Herkes tam zamanında olması gerektiği yerde olacak

ya da tam da tersi en inandıkların arkandan vuracak

Yüreğini sarmalayacak biri ya da içini acıtacak..

Gün gelecek belki

Herşey farklılaşacak;                                                                             

ya da herşey aynı olacak ta

sen farklı görmeye başlayacaksın

Bakışları sözcükleri sorgulayacaksın..

umutlarla heyecanla ekilen hayatın

ortasında yorulacaksın..

Sanki hiç kimse dostun olmayacak

veya olması gerekenler olanlar değil..

Bir rüya göreceksin..

bütün bunlardan

zaman gelir,

Yorulursun..

Sıkılırsın..

Boğazında hep aynı yerde düğüm..

Kaçıp gidesin gelir

Hem yenilmişsindir hem kırılmışsındır

Herşey bir noktada düğümlenir..

O!..

Onu bulmak

Onunla devam etmek istersin..

Devam etmek..

kolay değildir çoğu zaman..

ama zaman alır bunların yükünü üzerinizden..

sızılar diner..acılar dibe çöker..

Hayatta sevinilecek şeyler yeniden keşfedilir..

Bir yerlerden bulunur umutlar yeniden,

mutluluklar edinilir..

İnsan dağıldıkça toplar kendini..

törpüler yaşanmışlıklarını..

Tek beklediği zamandır insanın..

Zaman..

.......

Ve Aşk,

en yorgun,en kırgın olduğunuz zaman

karşılar sizi..


















2 Eylül 2011 Cuma

Metropol de ''Çocuk'' Olmak!..

Bir dönem bir vakıf okulunda orta ikinci

sınıflarla,
                            
ilkokul 3 ve 4. sınıf öğrencilerine

ingilizce dersine girdim..

O dönem okulun Rehberlik Öğretmeni

Çocukların hayata dair

algılarını öğrenmek adına test hazırlamıstı..

Gündelik yaşamdan sorular içeren bir çalışma..

cevapları okuduktan sonra önce gülmüş,

sonra bayağı kritik yapmıştık..

İlkokul 3. sınıflar...ve soru şöyle:

-Süt nasıl olmakta,biliyor musunuz?

cevap: Karfur yapıyor :))

Önce tabi tebessüm ettik,güldük fian ama

sonra üzerine konustuk

Haklıydı...

Ne inek görmüştü çocuk, Ne mandıra..

Bilemezdi..

Carrefour sepetinin içinde büyüyordu çocuk..

reyon aralarında dolaşıp raflardan ürünler

alınıp sepete atılıyor,sonra kasaya gelinip

baba yada anne bir kart çıkarıp geçiriyor

poşetlerde alınanlarla birlikte eve dönülüyordu..

ee doğal olarak sütü karfur yapıyordu:)

O zamandan sonra durup düşündüğümde ' aslında ne zor dedim'

büyükşehirde yaşamak, hele büyükşehirde çocuk olmak..

Ne zor..

O çocuklara kimse öğretmemişti, papatyaların yapraklarında

uğur böceklerinin uyuduğunu,

yıldızların neden böyle geceleri parladığını..

Göstermemişti kimse doğayı,çicekleri,hayvanları

görememişti..

Sadece ben öğretemezdim..

Benim çocukluğum aklıma geldi o an;

döndüm geçmişe,

tebessümle andım..

Ege'nin şirin,sakin bir kasabasında geçti

çocukluğum..

Herkesin birbirini tanıyıp selamladığı

küçük şirin bir yerdi..

Ahmet'in oğlu,Mehmet'in kızısın dır ya, öölee..

Bir yabancı gelse ilçeye,sırıtır direkt..

En büyük eğlencemiz oyun oynamaktı..

'Sokakta oynamak' diye bir kavram vardı yani..

Alışveriş merkezi,cafe nedir bilmezdik..

Okula arkadaşlarla sırtımızda çantalarımız

şakalaşarak,yürüyerek gider, oynaya zıplaya

gelirdik..Öyle servis filan yoktu..

Hatta bazen çantalarımızı kenara kaldırıma atar,

oyuna dalardık..

Toprağı karıştırır,çanak çömlek yapar

Evcilik oynar,

hayaller kurardık..

Annelerimiz bu duruma hep alışkın, bizlere ekmek arası

bişiyler hazırlayıp pencereden yada balkondan verirdi..

Gönül rahatlığıyla zilleri çalar, su isterdik..

Mahalledeki teyzeler amcalar annemiz babamız gibiydi..

Susayınca evlerine gider, su içerdik..

ya da pencereden/balkondan bir sürahi uzatır

hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik..

Boynunda anahtarla büyümek başka bişiy..

Eve gelmek..kapını açmak,içeri girdiğinden itibaren kulağında telkinler:

''amaann kızım/oğlum, kapıyı kimseye açma'' diye uyarılar..

yemeğini ocakta kendin ısıtıp yemen..

bütün bunlar koruma içgüdüsüyle birlikte herşeye karşı

erken gardını almayı,korumayı,sorumluluğu öğretse de

Ruhsuz,gri betonların arasında çocuk olmak zor bence..

Her an başına gelebilecek tehlikeler ya da arasokaklarda

birşey olacak korkusuyla oyun oynamadık biz..

Sanki bütün mahalle evimiz gibiydi..

Meğer ne şanslıymışız,ne mutlu bir çocukluk geçirmişiz

diyorum istanbul ya da ankara da büyüyen bu çocukları görünce

Ağaca,toprağa hasret şimdiki çocuklar..

Domates kokusunu bilmiyor..

Soğuk, ruhsuz binalarda,

yığınların arasında oynuyor oyunlarını,

ama yine de gülümsüyor..

Anne Babalar da haklı..

Ruhunu paraya satmış gözü dönmüşler,

psikopatlar,organ mafyası, serikatilleri

her gün anahaberde izliyorlar..

Her an her tehlikenin başlarına gelebilme ihtimaliyle

gardını alıyorlar..

Tv,radyo ve devletin resmi sitelerinin bu bayram öncesi

''çocuklarınızı tanıdık dışında şeker toplamaya yollamayın'' uyarıları etkili

olmuş olacak ki,bu bayram kapımı sadece 3 çocuk çaldı..

onlar da bizim sitenin çocukları..

Kayserideki vakadan sonra

memleketteki psikopatlar yüzünden

''şeker harçlık toplama geleneği'' de tarih oldu..

Biz ev ev gezer büyüklerin ellerinden öper

kim para veriyorsa diğer cocuklara ihbar ederdik:)

harçlığımızı yada şekerlerimizi çocuksu bir heyecan işte,

hep beraber paylaşırdık..

Güvenle oynar,eğer anne/babamız evde yoksa

komşuda kalırdık..

Çıtı pıtı patlatır,kız kaçıran fişek seslerinden korkardık..

Kızları korkutup kaçan, saçlarımızı çekip kaçan yaramaz erkek

çocuklarını büyüklerimize şikayet ederdik..

Kavgalarımız olmadı öyle, hemen barıştırırlardı..

Öyle kanla filan bitmezdi tartışmalar,

hastanelere taşınmazdık..

yumruk,bıçak,sopa nedir bilmezdik..

Çok kızarsak arkadaşımıza, en fazla saçlarımızdan çeker,

hayvan adlarını sayar,belki biraz ağlar ama yine oyuna dalardık

Misket oynamaktan parmaklarımız acır ama devam ederdik

başaltı yapıp tüm misketleri 'ütmek' (?!) (kazanmak yani)

müthiş zevkti..

kağıttan sivri külah yapıp,kesilen hortumlarla çocuklarla

savaş yapmak.. keyifliydi tüm bunlar..

Azar iştirdik..'' hadi eveeee'' diye balkondan çağrılırdık

ama doymazdık..

Eve gidip gelen (ki sadece çişi gelen giderdi)

elinde mutlaka yüyecekle dönerdi..

domates ekmek,kurabiye veya meyva..

paylaşırdık..

Birbirimizin ekmeğine diş atardık..

üşenenler eve de gitmez,duvar dibine işerdi..:)

Oyunun en güzel yerinde bakkala gönderilmek vardı..

hayıflanarak gider,para üstünün sana kalma ihtimaliyle

sevinirdik..

hipermarket,avm ler yoktu..market bile yoktu..

Bildiğin 'mahalle bakkalı''

Cengiz Amcamız vardı..

''Hadi üstüyle kendinize bişiy alın'' dedndiği an

Cengiz Amcaya gider ozamanlar bakkallarda

satılan ençok sevdiğimiz şey,leblebi tozu yada elma şekeri

alırdık..Cengiz amcadan ciklet aşırdığımız da olmuştur :)

öğütülmüş leblebi ve pudra şekeri karışımı ile

elde edilen,kahve fincanı büyüklüğünde plastik kaplarda

satılan, yerken üflediğinizde curcunaya sebep olan

boğazınıza kaçıp öksürten ama eğlenceli bir üründü..

hele macun şekeri,kar helvası..

Sokak yiyecekleriydi bunlar..bunları satan amcalar

bağırarak sokağa gelir,çocuklar etrafına doluşurdu..

boyalı şekerleri macun kıvamına getirip yuvarlak bir bölmeli

tepside bulundurur,tahta bir çubuğa sarar verirlerdi..

kırmızı,sarısı ve beyaz olarak bilirdik

çilek,portakal,süt ve muz macun şekerini..

bahçelere dalar,dizlerimizin kanaması

düşmek pahasına ağaçlara çıkar erik çalardık..

Ege nin yerli köylüleri kadın,çoluk çocuk

pamuk toplamaya,çapaya,mandalinaya giderdi

işçileri toplamaya gelen traktörün peşine takılır,

pamuğa giderdik..

Aslında eğlence olsun diye biraz da meraktan

peşlerine takılırdık..

kozalar olgunlaştığında ilk iyi kalite olurmuş,

o yüzden biz çocuğuz oyalanalım diye bir tane düz

'arık' verirlerdi..'Arık' sıra,dizi demek ege türkçesiyle :)

Büyükler çift arık alıp toplarken, biz oynaya oynaya

bir arığı anca toplardık..

Büyükler alışkın oldukları için sapı tutup pamuğu hızlıca çekip

bellerine bağladıkları önlerindeki çuvala pamuğu atıp pamuk artığı

bırakmazken, bizim parmaklarımız acır ama devam ederdik..

işin sadece eğlencesindeydik o zaman ama gene de işe yaramanın

topluca bişiyler yapmanın hazzını paylaşıyorduk..

Çeribaşı'nın (tarla işçilerini yöneten kişi-:)

bağırmasıyla herkes öğle yemeğine oturur,

çıkınından bişiyler çıkarıp çayla birlikte yerdi.

elle domates ekmek salata yer,

iştahla ekmeğimizi bitirirdik..

Arığı bitirdiğimizde çuvallara doldurup pamuğu

traktörün olduğu yerdeki kantara götürmek için ilerlerdik

Hatta çocuk olduğumuzdan pamuğu iyice çuvala sıkıştırmamız için

pamuk balyalarının üzerine çıkartır,

üzerinde zıplamamızı çuvalı ezmemizi isterlerdi..

Heyecanla 'kim daha çok topladı acaba 'diye sabırsızca

beklerken,gün boyu çabamızın sonucunun sadece 5 kilo

olduğunu sonunda öğrenirdik :)

Eve döner heyecanla olup biteni anlatırdık

(farkettim ki buarada pamuk,bağ bahçe anılarımdan bir yazı daha çıkacak,

başka zamana saklıyorum)

Mutlu huzurlu çocukluk geçirmişiz gerçekten

Çocuğun oyun oynamasının,huzurlu mutlu bir

ortamda yetişmesinin önemi gerçekten ileriye dair

en büyük etken..

hayata dair bişiyler öğrenmesine,yaratıcılığının gelişmesine,

enerjisini boşaltabilmesine yarıyor..

Şu an baktığımda

parklar var ama içinde oynayan çocuklar yok..

evler var ama içlerinde yaşayanlar yok..

her yıl söküp yenilenen kaldırımlar,

lüx binalar,ışıl ışıl vitrinler,

girip çıkan yapay insanlar..

Ama Ruh yok..Buz gibi..

Benim değil malesef bu kültür..

Reklamlarla desteklenen beyni,ruhu

ele geçirilmiş insanlar olduk..

Birbirimize komşumuza tanıdıklarımıza

yabancı, yalnızlıklarımızı yaşar olduk..

İyi de neden böyle olduk?

Biz mi istemiştik?!..

Bunları istanbul'da haftasonu çocuklarını

alıp alışverişmerkezlerinde gününü geçirenleri

düşününce yazdım..

O zaman anımsadım bişiyleri..

Anneler,babalar ellerinde balonlar,

oyuncaklar çocuklar alışverişte,

mağaza ya da oyuncakçıda..

Çocuğun algısını genişletip birçok markanın

ve mağazanın olduğu alışveriş merkezlerine getirip

iki oyun salonunda playstation oynatıp,

fast food tarzı yiyeceklerle beslenip ve besleyip,

sonra çocuk birşey isteyip gözü kaldığında

koca alışverişmerkezinin ortasında çocuğa tokat

atan ve onunla böyle pazar günleri -güya- ilgilendiğini

düşünen ebeveynlere sözüm:

Bu kuşağı böyle yetiştirip,sonra da algısı böyle gelişen

çocuklardan büyüyünce 'yaa bizim çocuk hiçbirşeyden

tatmin olmuyor,ne yapsak mutlu olmuyor bir türlü''

diyerek şikayet etmek ne kadar doğru?

Biz arkadaslarla doğumgünlerinde evde toplanır,

annemin evde bizler için hazırladığı

nefis tostlarımızı limonatayla yer içerdik

Hamburger yüzü görmedik ama mutluyduk..

daha sağlıklı beslendiğimize kanaat getiriyorum şu an..

Bir tane bebeğimiz, arabamız olurdu belki ama

onunla kırılana kadar oynardık.

Şimdi bu metropol çocuklarını görünce aklıma çocukluğum,

mahallem,arkadaşlıklarım,ege'm geldi..

Ve tüm bu resme baktığımda amatör bir kalemden iyi

çiğnenmiş bir son söz:

Her toplum hakettiği gibi yönetilir, derler ya

hakettiği gibi de yaşar, diyelim mi?!