31 Ocak 2012 Salı

Ölüm Üzengisi ve Taziye...:(

Kocaman Yürekli Bıyıklı Tentemiz Güzel İnsan Canım Dedem!..

15 günlük yaşam mücadelesini bizleri üzüntüyle bırakarak

sonlandırdı

:((

O gitti!..

İlerleyen yaşına rağmen o yaşam enerjisi

Pozitifliği

Hoş sohbetleri kaldı bize..

Özlü sözleri..şakaları kaldı..

Anılar yüreğimizde dedem..

Biliyorum şu an melekler seni bembeyaz bulutlar içinde

öyle sakınımlı ,öyle yumuşak, öyle saf taşıyorlar ki,ordan bizi izliyorsun!..

Işıklar içinde yat!..:(((


............

............


............



'' Başın Sağolsun!..''

''Mekanı cennet olsun!.''

''Metin ol!..''

gibi ölümlerin ardından söylenen taziye sözleri,

deyimlerimiz var..

''Başın Sağolsun''

Garipsiyorsunuz ilk duyduğunuzda

pek hoş gelmiyor ilk başta  kulağa

''Hani öldü artık, napalım bak, sen çok yaşa bari''

''Unutma,hep bu acıyla yaşa!..'' gibi birşey..

Bir temenni..

'Başın Sağolsun!..'

Yani ''sen iyi ol,sağlam ol,

yerin,yurdun,eşin,çocukların,sağlığın vs. sağlam olsun

öldü artık tamam,sen sağlam ol''

Sanki biraz ''sencil'' bir temenni..

Başkasını boşver bir saatten sonra,ölenle ölünmüyor,

sana birşey olmasın gibi bir alt yapı var sanki..

Belki de doğru!..

Ölen ölüyor..toprağa veriyorsun..

Anılar kalıyor geride sadece..

Sohbetler..yaşanmışlıklar..

acıyı azaltıyor belki zamanla

alışıyorsun..

unutmuyorsun ama alışıyorsun!..



Ölüm insana konulan sınır ise bu hayatta

Gözlerini bir açıp bir kapamaksa

bir varmış bir yokmuş denen şu kısacık ömrün

ve hikayenin sonuna gelmişsin demektir..


O zamana kadar ölüm üzengisini kimse elinde tutamıyorsa

ve geride kalan bir 'hoş bir seda' ise

ötesi yalan!..




























30 Ocak 2012 Pazartesi

Yeni şeyler söylemek lazım!..















Düne ait ne varsa söylenmiş yada söylenememiş,

Bıraktım hepsini orada ..

Çünkü şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Her gün bir yerden göçmek

Ne iyi..

Her gün bir yere

Konmak ne güzel..

Bulanmadan, donmadan

Akmak ne hoş

Dünle beraber

Gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa

Düne ait

Şimdi yeni şeyler

Söylemek lazım




Hz.Mevlana

Kış ve Masumiyet!..




Dışarısı masal gibi..

Bembeyaz..

Pencereden dışarıyı

izliyorum..                                                                 

Ard arda gökyüzünden inen kar tanelerini..

Şehir bembeyaz..                                                  

Eğer soğuğa aldırış etmeyen,

kardan adam yapmak isteyen

munzur bir çocuk taşıyorsan hala içinde

süperdir..

Ama hayatı takip etmeyen bir insansan

senin için pek bir anlam ifade etmiyordur bu kar sanırım..

Belki de Ege' de kar görmeden büyümenin etkisidir bu,

o yüzdendir kar a hasret oluşumuz, bilemiyorum..

sanırım 4 yaşındaydım..

ilk ve son kez kar yağmıştı kentimize..

resmi tatil ilan edilmişti resmen..

postahanede, bankada çalışanlar, okulda öğretmenler ,

dışarı çıkıp

kar topu savaşı yapmışlardı..

O da dosdoğru tutmamıştı..

kaldırım hizasında çamurla karışık olmasına rağmen..


Şimdi bakıyorum pencereden

dışarıya..                                                 

Garip bir yalnızlık hissi kaplıyor içimi..

Peşi sıra dökülen kar taneleri ve tek başına ben..

Cama burnumu dayayıp

sessizce ve sakin sadece seyrediyorum etrafı..

Hüzünlü bir tablo gibi anılarda çocukluğum...

film şeridi gibi geçiyor gözlerimden..

küçük bir çocukken, henüz saflığımızı yitirmemişken

hala bir yılda dört mevsim varken

meterolojiden habersiz kışın keyfini çıkarırdık..

havanın soğuğuna,

yağan karın çokluğuna ya da burnumuzun akmasına

ve üstümüzde kalın kabanlarımız

ya da ayaklarımızda Cat botlarımız olmamasına aldırmadan

saatlerce oynardık.

Sanırım çok küçükken böyle munzurdum..

çocuktuk çünkü,masumduk..

Ozaman dedem ölmemişti..

Ellerinde beyaz lahana posetleriyle gelirdi evimize

Annem beyaz lahana sarması yapsın diye..

Bir de ıhlamur ister, beni dizlerine oturtur

severdi..


O kar günü gelmişti..

hatta eski ve hala benim sakladığım

flaşı ayrı fotoğraf makinesiyle babam annem resim çekilmiştik..

Baba ve anne tarafından hasta olurum diye dışarı çıkarılmamış ben,,

ağlamış,pencereden sokaktaki çocukları izlerken

bana kıyamayan dedemle dışarı çıkıp kar oynamıştım..

Ellerim soğuktan hissizleşene kadar oynamıştık..

Eve döndüğümde dedeye bişiy diyemeyen anne ve babam

üstümü değiştirip ısnmamı sağlamışlardı..

Annem burnumu sildiğim giysimin kol manşetlerinde

parlayan lekeri görür, kızardı:

-Kaçkere dedim sana, şuraya silme burnunu...

sobanın dibinde minderde mayışırdım..

Ve canı sıkılan ben,babaannemin yün topacıyla oynar,

ipleri birbirine karıştırırdım :)

Yazık belki de babaannemin gözlerinin bu kadar bozuk olmasının

nedeni benim kördüğümlerdir :(

....

....

Ve bugün büyümüş..Kocaman olmuşum..

Ne o kent, bütün kar topları..dedem,ıhlamur kokusu ...Hiçbiri yok..

Sürüklenip gitmişim uzaklara..

bir kar yağışı  insanı alıp götürür mü bu kadar uzağa,anılara?!

Duygularımın havayla bir hızla değişmesi sasırtıyor beni..

Pencereden uzaklaşıyorum..

Dönüp müziği açıyorum..

Fonda Manga & göksel düeti..

'dursun zaman' çalıyor..

.......

.......










































28 Ocak 2012 Cumartesi

Aşk Yeniden!..









                                            Aşk yeniden...

                                            Hem tanıdık...hem yeniden...



                                             Love is..........

                                            :))

Huzurlu bir gezinti!..

Sıradan bir cumartesi..

Hava soğuk..                                                                                      

Kış mevsimi..etrafta kar var evet ama ben tam bir kış kadını:)

soğuk olsa da hava

ne zaman kendime kalmak, biraz soluklanmak istesem

deniz ve doğayla buluyorum kendimi..


Yeşilliği hissetmek..

Ormanda yürüyüş yapmak..

sessizlik..

Denizi görmek yetiyor..

Dalıp gidiyor..içimi boşaltıyorum

Başlı başına huzur..

                                                                                                               
Farkettim ki,

ister metropolde olun, ya da kalabalık bir başka ülkede vs.

süslü vitrinler dolu olsa da                                                                                                                     

etrafınzda

eğlenceli farklı mekanlar da olsa                                                                   

Ege' de büyüdüyseniz,

her zaman aradığınız

sadece iki şey var:

Deniz ve Doğa!..





Üstad' a Saygıyla!...


                                      

Kadinlar susarak giderler,

Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için.

Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki,

başka bir adama ait olmayı istemez.

Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela,

tam tersi, konuşmamız lazım der.

Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar.

Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına

ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.

Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar.

Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği,

karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar.

Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır.

Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma!

Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır.

Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir

ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.

Bir kadın şikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa;

erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının.

Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur.

Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.

Kadın susarak gider!

En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir.

O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir.

Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir.

Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış

ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir.

Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı,

kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir.

Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz

ama bir kadın sessizce gider.

Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen,

 ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır.

Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir,

çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.

22 Ocak 2012 Pazar

Özgür Ruhlar!..

Artık herşey sanal oldu..ilişkiler bile..

internette sosyal paylaşım sitelerinde

günü birlik ilişki statülerini değiştirenleri görünce

anladım ki, insanların ilişki kavramı da değişmekte.

'bekarım', 'ilişkim var', 'karışık ilişki içerisindeyim',

hele hiç anlam veremediğim olanı 'open relationship'

'açık yada serbest ilişki' durumu nedir bilmiyorum.

Paylaşımsa amaç,network ve sosyal paylaşım sitesi ise

adı üstünde ilişkisi olması yada olmaması neyi değiştirir ki..

bunu yayın yapsan nolur, yapmasan nolur?!..

Herkese yaygara yapmanın ne anlamı var?

Ya da ne değişiyor böyle olunca?

Geçenlerde evlendi bir arkadaşım..

ne güzel mutlu eğlenceli resimler..

düğün dernek resimleri..hemen statü 'married' yapıldı vs..

hadi anlıyorum, paylaşılması gereken önemli bir gün,mutluluk tamam..

gelin damat yan yana resimler profil resimleri oldu..statü değişti..

sadece 1 ay olmadan baktım önce resimler değişti..

sonra statüde kimle evli olduguna dair isim cıkmış,

sadece 'married' kalmış..

bir iki hafta sonra statü durumu ortadan kalkmış,hiçbirşey yazmıyor..

Noldu? çok kısa süreli bir yaygara mıydı,heyecanın şevkin bitti mi?

ilişkisi yoksa yada saklayınca potansiyel aday mı, nedir olay?

her 'single' yazılacak kurlaşılacak potansiyel mi nedir yani?

İlişki demek, bir kere çoğulluk demek..

bir kere 'biz' demek, 'ben' den sıyrılmak demek..

karşılıklı sevgi sadakat ve özveri demek!..

iki kere iki dört!..

bunu kabul edip başlamıssın demektir..

Karşılıklı sorumluluk duyulması gerekir

Biriyle ilişki içerisindeysen seviyorsan

o ilişki bitene kadar başkasıyla olmaman,

aklına getirememen,sadık olman,sevmen,

sevdiğine karşı sorumlu olman demek..

Bu yeni moda ruhlarda yeni sanal ilişkilerde malesef

anlam veremediğim bir durum:

''hem gezeyim,tozayım,takılayım,eğleneyim onla bunla günümü gün edeyim,

geceyi başkasıyla geçirsem de arada bir gene takılalım,sorumluluk duymayayım,

hem karnım doysun, hem pastam dursun'' durumu hakim..

Eğer zaten bu tarz bir insansanız..

Çok daha net ve dürüst bir şekilde ' Ben özgür ruhluyum'

'serbest takılıyorum' 'bağlılık,sadakat istemiyorum' demeniz mantıklı olur.

En azından sizinle olan  kişi bunun farkında olur ve sizi olduğunuz gibi

kabul etmiş demektir

Ben aklıyla yüreğiyle ruhuyla sevenlerdenim..

Dolayısıyla hiçbir zaman şu 'açık' 'serbest' 'karışık' ilişki mantığını

anlamadım ve bana göre de değil

İnanmadığın bir ilişki yaşamaya,' seviyorum' diyip başka yürekleri kanatmaya,

tutamayacağımız vaadler yeminler vermeye, insanları aptal yerine koyup

gururu ve onuruyla oynayıp haksızlık etmeye gerek yok!..

Yaşamın değerini farketmeli

ve gerçekten sizi gerçekten seven değer veren insanlarla

geçirmeli,

yüreğinizi kıymet bilenlere emanet etmelisiniz!..


Çünkü,Hayat Çok kısa!..





20 Ocak 2012 Cuma

Yolun başında..



Sen haylaz rüzgarlar önünde şimdi
                                                         Sevdanın yükünü attım omzumdan
                                                      Sen sandığım şey belki benim yüreğimdi

19 Ocak 2012 Perşembe

Bazıları ucuz sever!...


''Erkekler basit kızlarla sevişmeyi düşünür,

ama evlenmeyi düşünmez...

Erkekler çok kişiyle beraber olmamış,

çocuklarımın annesi olabilir dediği kadınlarla ise evlenir''

gibi saçma sözlere bakmayın siz!..

Koca bir yalandır bu!..

Kadınlarla ilgili ötekileştiren ayrımlaştıran kavramlar üretmelerinin

yanı sıra zaten doğru da değildir!..

Onlara göre hafif meşrep,kolay kadınla eğlenilir,sevişilir,yatağa gidilir..

Bazı kadınlarla hayat birleştirilir..

Onlarla ciddi ilişkiler kurulur,

romantik sevgili olunur, günü geldiğinde de evlenilir..

Anne gibi kadın tabirleri vardır..

ama zamanla kadınlığını kaybettirip

anaç olan kadını aldatmaya eğilimleri de..

Bir kere 'anne' gibi kadın olmaz..

Bir çocuk için annesi sadece anesidir çünkü..

Ona hayatını adayan,büyüten..

Kadın gerçeğiyle hiçbir ilgisi olmayan,

 tamamen erkek beyninin kendi korkularına karşı yarattığı

 savunma mekanizması zırvalamarıdır bunlar..

“Kadının hafif meşrep olanı...”

 “Yok kadının az ve öz ilişkiye gireni...”

 “Yok çocuklarımın annesi olacak olanı...”

Kadını tanımayan erkekler bilmez ki,

her kadının derinliklerinde herşeyi yapabilecek bir dişi cazibe,

ama aynı zamanda çocuklarına vakfedilecek bir kutsal annelik bulunur...

anne de bir kadındır çünkü...

Sevgileri, beğenileri ve cinsel arzuları olan bir kadın...

Gerçekte her kadının içinde her ikisi de vardır...


Ama erkeğin beyni, korkularından dolayı bunu algılayamadığı için,

 yalan yanlış savunma mekanizmaları kurar..

Ve kendi kendileriyle çelişirler..

Kadınları, “hafif meşrep” ve “çocuklarımın annesi olacak” diye ayırdıklarına bakmayın

bazen en derin sevgiye, en derin bağlılığa rağmen sadık kalamaz,sevginize ihanet ederler..

Çok severken yürekten,o ufak çapkınlıklar derdindedir.

Siz bir lafıyla koşarken, aklınız yüreğiniz ondayken

o bir yığın şuh imajın maskelendiği suratlar peşindedir

Öyle pahalı hediyeler,mücevherler,özel mekanlar vs. filan da istemezsin

Onunla olduğun her yer özeldir senin için..

sadece sevsin istersin seni..

senin gibi tüm ruhuyla sevsin..

Ama olmaz..bazen özveri ve sevgin bile yetmez!..

Aşk gerçekten karşılıklı özveri ve sevgiyle bütünleşince aşk olmakta

Hayalinizdeki ruhları insanlara giydirip,sonra giydirdiğiniz o ruhlara

aşık olmayın..shakespeare'ın dediği gibi..

Sizi sevebilcek ama gerçekten sevebilcek insanlar bulabilmek mesele!

Oyüzden mangalda kül bırakmayan,sevgililerine 'seviyorum,ölüyorum' diyen

içi boş süslü kelimeler söyleyenlere inanmayın..

sevgilisine nağmeler yapan erkeğin

benliğinde aldatma dürtüsü her zaman vardır

ve bakmayın bayanları böyle kategorize etmelerine

tüm sevginize bağlılığınıza rağmen aslında kolayı, ucuzu severler.

İnsanoğlu bu!..

Kadın aşkın ötesinde

“gururu yaralanmasın” diye erkek aldatmalarına karşı

sürekli tetikte bir panter edasındadır...

erkekte 'ah beni kıskanıyor, beni merak ediyor' diye

sevinçli ve bir okadar takmaz bir ruh halinde..

Oysa deli divane olma yada aşk la bağlantılı değildir

Güven yatar altta sadece..güven..


Ve aslında erkek aşık olacağı kadını yaratır

Hafif meşreplik de kutsal annelik de kadının doğasındadır...

Sevilir ve çok özel olduğu hissetirilirse, romantik bir sevgili

ya da çocuklarınızın annesi olur...

Hissetirilmezse, hafif meşrepliğin dik alası...

Hangisi olacağı yalnızca erkeğin elindedir malesef!..







































18 Ocak 2012 Çarşamba

Bizim Hrant!..

Sarkis kendi halinde mütavazi bir terzidir malatya'da..

Çevreye kendini takdim ederken 'haşim' derdi

Malatya'da terzi haşim dediler mi bilinir artık..

Eşi Gulvart Sivas kangallıdır

Sarkis ve Gulvart Dink çifti ilk çocuklarına kavuşmanın

telaşını ve sevincini 15 eylül 1954 te yaşarlar..


Ebenin kapida gorunmesiyle tedirginlik yerini sevince bırakır

adını 'hrant' koyacakları oğullarını kucaklarına alırlar.


Hrant ermenice canlı ateş anlamında.


15 Eylul 1954 sabahı o ateş Malatya'da

Ermeni ve Alevilerin yasadigi

çavuşoğlu mahallesinde dünyaya gelir..


çiftin ikişer yıl arayla iki çocuklari daha olur.

Sarkis'in tek kusuru vardır

kumar müptelasıdır


Kazandığı parayı kumarda harcamaya başlar

sürekli kumarda kaybedilen paralar,

ödenemeyen borçlar

sağdan soldan alınan borçlar neticesinde

çaresiz kalır Sarkis

Malatyadan kaçmakta bulur çareyi.

Eşi ve çocuklarıyla istanbulda alır soluğu..

Ancak Sarkis Istanbul'da da  kumar oynamaya devam eder.

Bu durum Dink çiftini boşanmaya kadar götürür..

Anne ve Babasının boşanmasından etkilenen çocuklar

devam eden ailevi sorunlarla birlikte

farklı bir çevreye alışmaya çalışmaktadırlar..

Boşanma davası sonuçlanır..

Anne Gulvart, abisinin evine gelmiştir

anneanne ve dayılar davadan sonra kardeşlerine

sahip çıkmak adına gelmişler

Baba ve Anne tarafında yaşanan parçalanma karşısında çocuklar

tam bir dramın ortasında kalmıştır

Pencereden dayı,yenge,anneanne 'babanıza gidin' diye işaret ederlerken,

dışarda sokağın köşesinde Baba evi işaret ederek 'oraya gidin' işareti yapmaktadır

En büyüğü 7 yasinda üç çocuk bu tavir karsisinda bilinmedik bir yöne doğru kosar.

üc gun sonra Kumkapi'da bir balikci sepetinin icinde

aç sefil ve perisan halde uyurken bulunurlar.


Sonraki mekânlari Gedikpasa'daki Ermeni Yetimhanesi olur.

Dede torunlarını bulur,ortada kalan çocukları yetimhaneye vermek zorundadır

7 yabancı dil bilen,çok okuyan müstesna bir adam

Her nekadar yetimhaneye bıraksa da şartlar gereği

gelip görüp ilgilenip torunlarının okuması için çaba sarfeder

Annesi Gulvart haftasonları arada gelir yetimhanedekilere yardımcı olur

çamaşır yıkar işlere yardım eder böylece çocuklarına yakın olup görüşür..


Daha sonra Hrant kardeşleriyle birlikte Tuzladaki Ermeni çocuk kampına gider

artık büyümüştür..

Kampa Turkiye'nin degisik yerlerinden

Ermeni cocuklar getirilmektedir.

Dogu ve Guneydogu Anadolu'yu karış karış  gezen Hrant Guzelyan isimli papaz

Cizre'de Ermeni Varto Asireti olarak bilinen asiretin cocuklarini

Tuzla'ya getirmek icin harekete gecer.

Asiret reisi Siyament Yagbasan olmus ve 13 cocugu ortada kalmistir.

Guzelyan bunlarla birlikte asiretin 25 cocugunu alip Tuzla'ya getirir.

Bu cocuklarin arasindan biri kamptaki herkesin dikkatini ceker.

En cok da Hrant Dink'in.

Sadece Kurtce konusabilen bu kucuk kiz ileride Hrant'in esi olacak Rakel'dir.

Hrant Dink kampta ona sahip cikar ve Ermenice ogretir.

Bu sırada Hrant Dink Ermeni yetimhanelerinde

ve yatili okullarinda belletmenlik yapmakta

bir yandan da okula devam etmektedir.

Bir sure sonra Uskudar Surp Hac Lisesi yatili kismindan

disiplinsizlik' gerekcesiyle atilir.

Okulunu bitirmek icin kaydini Sisli Lisesi'ne aldirir ve buradan mezun olur.

Tuzla'ya geri dondugunde Rakel'in buyuyup serpildigini gorur.

Hrant 20 Rakel 14 yasindadir ve bir yil sonra genc âsiklar evlenir.

Nikâhlarini da papaz Hrant Guzelyan kiyacaktir.

Universite egitimi icin Istanbul Universitesi

Fen Fakultesi Zooloji Bolumu'nde okumaya baslar.

Bu donemde yasadisi radikal sol orgutlerle tanisir.

Turkiye Komunist Partisi/Marksist Leninist (TKP/ML) cizgisine giren

Hrant Dink'in hayati da adi da bu surecte degisir.

Fırat olarak değiştirir adını..


Hrant Dink Zooloji Bolumu'nu bitirdikten sonra

biyoloji felsefesinde akademik kariyer yapmak ister

ancak kursu acilmayinca bu istegi yerine gelmez.

Bunun uzerine tekrar universite sinavina girip felsefe bolumune kayit olur;

ama burayi da yarida birakir.

Hayatina kaldigi yerden devam eder.

Dink'in onunde artik askerlik meselesi vardir.

Denizli'de piyade olarak vatanî gorevini yerine getirirken

cavus yapilmadigi icin hep içerlenir

8 ay askerlik yapan Dink girdigi cavusluk sinavindan 100 almasina ragmen

rutbe takilmayinca yatakhaneye cekilip uzun bir aradan sonra

ilk kez uzun uzun ağlar


Asker'den donen Dink iki erkek kardesiyle birlikte yayinevi ve kirtasiye isine girer.


 Diger yandan da esi Rakel ile birlikte yetistikleri Tuzla Ermeni Cocuk Kampi'ni yonetmeye baslarlar.

Anadolu'nun degisik yerlerinden getirilen Ermeni cocuklari bu kampta egitilir.

Kamp degisik amaclar icin kullanildigi gerekcesiyle 21 yil sonra kapatilir.

Dink yazi yazmaya bazi Ermeni Cemaat gazetelerinde ufak kitap elestirileri yaparak baslar.

Ancak bu isin boyle olmayacagini ayni zamanda

Turkiye'deki Ermenilerin sesini duyurmak icin 5 Nisan 1996'da

haftalik Ermenice-Turkce yayimlanan Agos gazetesini cikarir.

Dink'e gore Agos Turkiye'nin demokratiklesmesinde onemli rol oynadigi gibi

"kayip Ermenileri" de bulusturuyordu.


Hrant Dink


"Evet bizim bu topraklarda gozumuz var ama sahip olmak icin alip goturmek icin degil gomulmek icin."


demis ve sonrasinda her konusmasina bu dusuncesini ilave etmisti.

Bu topraklarda gomulmek isteyen Dink 19 Ocak 2007'de ugradigi menfur bir saldiri sonucu


53 yasinda oldu ve bu topraklara gomuldu

Yaklaşık beş yıldır bir kısır döngü haline dönüşen Hrant davası

Türk yargı tarihine geçecek bir kararla bitti.

Mahkeme, cinayetin sanıklarından Yasin Hayal'e müebbet hapis,

polis muhbiri Erhan Tuncel'e ise beraat verdi.

Cinayetin tetikçisi Ogün Samast ise 22 yıl hapis cezası almıştı.

Bu davada öne çıkan başlık ise, Hayal, Tuncel ve Samast'ın "örgüt üyesi olmadıkları"ydı.

 Mahkemeye göre, daha önce Mc Donalds'ı da bombalayan bu ekip ''örgüt değildi.''

Dink'in avukatları ve ailesi, yıllardan bu yana bu cinayetin

 "örgütlü suç kapsamı"nda olduğunu haykırıyor.

Dink'in ailesi, son olarak cinayetin işlendiği sırada bölgede bulunan

 ve sanıklarla irtibatlı oldukları kesinleşen beş kişinin varlığını

daha tespit etti.

Mahkeme tüm bunları duymazdan, görmezden geldi.
Dink cinayetini araştıran bir kitap yazdıkları için cezaevine atılan

Ahmet Şık ile Nedim Şener'in "örgüt üyesi"

olduğuna kanaat getiren yargı sistemimiz,

Hayal, Tuncel ve Samast'a nedense hep şefkatle yaklaştı.

Dink Ailesi,

sanıklardan Erhan Tuncel'in işaret ettiği

polis şefleri ile askeri yetkililerin de

dava kapsamına alınmasını talep etti.

Sanıklar mahkemede

devlet içindeki irtibatlarını açık açık dile getirmelerine rağmen,

bir arpa boyu bile yol alınamadı.

Cinayet mahallindeki görüntüler

TİB ten istenen görüşme kayıtları incelenmedi

hükümete bağlı TİB'in bölgedeki telefon kayıtlarını

mahkemeye göndermemekte ısrar etmesi

hatta ört bas etmesi aslında kanlı planı açıklıyordu


Mahkemenin sanıkların "örgüt üyesi olmadıkları"

yönünde verdiği karar, ne yazık ki vicdanlarımızı tatmin etmedi

sokakta üç kişinin yan yana yürümenin örgüt kurmak sayıldığı ülkemde,

organize cinayet işlemenin bedeli örgütsüzlük oldu..

Ve resmen aklımızla dalga geçtiler..

Oysa ki;

hükümet sanıklara ilişkin tüm iletişim tespit tutanaklarını,

 hem de TİB'deki kayıtları mahkemeye yollatarak,

cinayetin çözülmesini "aynı gün'' sağlayabilirdi.

Bunların hiç biri yapılmadı.

Ve Hrant Dink artık aramızda yok..








İstanbul'un göbeğinde
Şişlide gözümüzün önünde vurulan Hrantı yerden kaldıramadık...
Soruyorum şimdi:
 Hangi adalet?
Hrant Dink davasının sonucu açıklandığında
salon ayakta alkışlamalı.
Bu, tiyatroya saygının gereğidir.
:(((
























17 Ocak 2012 Salı

Bir Vazgeçiş öyküsü!..

Aşk..

Sanki bilmediğin bir akıntıda sürüklenmek gibi..

sürüklendiğin sularda boğulmak gibi..

yolun sonunu bilmeden ilerlemek,

risk almak gibi..

kimimiz cesur,kimimiz korkak..


sevgi sözcüklerine,aşka öyle bir kapılırsınız ki

adımlarınızın farkında olmazsınız..

Bir anda akıntıya kapılmış sürüklenmiş bulursunuz kendinizi..

Hep çok muhteşem birşey olarak duyduğum 'aşk' ın

aslında karşılıklı olduğunda ve özveri paylaşıldığında

ancak muhteşem olduğunu anladım..

Sabretmeyi,alttan almayı,paylaşmayı,

susmayı,geçiştirmeyi,idare etmeyi,

gerektiği yerde durmayı,

hangi konuların hassas olduğunu ve

tartışılmaması gerektiğini,

erkeklerin zaaflarını,egolarını öğrendim..

Bütün bildiklerini harmanlayıp,

en çok yürütmek istediğin,bozulmasın diye üstüne titrediğin ilişkinde

özverinin ve aşkının bazen ne yapsan da işe yaramadığını öğrendim..

Ve asla zorlamamak gerektiğini..

Hani hep ''kaçan kovalanır hesabı ''derler ya..

Belki de vazgeçmek en iyisidir diyebilmeyi,

 gidebilmeyi öğrendim..

Gidebilmek, bitirmek öyle kolay değildir elbet..

varlığına çok fazla alışmışken en gerçek yürek bağını

söküp atabilmek kolay değildir

sesi,kokusu her an seninleyken..

ve yalnız onunlayken duyduğun huzur ve

içten gülümsemene rağmen

ondan kopmak kolay değildir

ama bir seçim yapmak gerekir

ve ilişkin için verdiğin özveri

ve gitmekle kalmak arasında verdiğin mücadele

 o kadar yormuştur ki kalbini,

aşktan vazgeçersin..

burnunun dibinde

buz dağı gibi  yükselse de umutsuzluk

'mutlu ol' diyebilmek ve vazgeçmek gerekir

Kolay değildir bu..

Erdem ister..

Onu düşünerek,ilişkinizi düşünerek

onsuz mutsuz olacağını bilerek aşkından vazgeçmek

onun bile anlayamayacağı bir erdem ister.

Öylesine derin severken,

yarım kalmışlığı hesaba katmadan,

kalbinin gözyaşlarını içine akıtarak..

Ne yapacağını bilemesen de

zamanın herşeye ilaç olacağına inanmak istersin..

Yaşadığın o güzel anıları

bir daha hiç yaşamayacağını bilmenin ağrısını,

sızısını sol yanında en çok hisseden tarafsındır.

ama aynı zamanda 'yeter' diyebilen,

gitmeyi kafasına koymuş,

mağrur,bilenmiş..

Bunca sıkıntının arasında

iki eksik beş fazla bir umuda kafa yormazsın.

Şimdi eski neşemi,dostlarımı yine geri istiyorum

yine eskisi gibi içten gülebilmek adına

Tekrar mutlu olabilmenin yollarını aramak istiyorum..

Azat ettim ruhumu..

Vazgeçiyorum..


























'' Kış ''

Ben kışı seviyorum..

Kışın masum bakışını ve bu bakışın altındaki hırçınlığı seviyorum..

Hayatın yansıtıldığı,duyguların karardığı

ve yaşamın anlamını yitirdiği bir sabah,kimseye aldırmadan

yağan karları seviyorum..

Nasıl da kapatırlar tüm çirkinlikleri,her biri pamuk tanesi gibi olan karlar.

Biraz olsun sıcaklığı kaybetti ayaklarım,ellerim de eskisi gibi soğuk..


Bana beni anlatan rüzgarı seviyorum..

Alıp bir köşeye attığım

ve hiçbirzaman hatırlamak istemediğim anılarımı

sürükledi başka diyarlara..

Ben yağmuru seviyorum..

Pencereme çarpan üzgün damlaları..

Karamsarlaştırmıyor beni karanlık gökyüzü,

hüzünlü bulutlar,amansız rüzgar..

Her zaman güneş doğmaz ki duygularımda,

çiçekler açmaz ki kalbimde,gözlerim gülümsemez ki her bahar..

Yaşanan her günün bir anlamı var yüreğimde..

İşte ben bugünlerin anlatmak istediklerini seviyorum..

Kar yağarken dışarı çıkıp onlarla şarkılar söylemeyi,

rüzgarla konuşup masallar anlatmayı,

yağmurla birlikte ağlamayı seviyorum..

Güneşin pırıltılarını sevdiğim kadar gecenin karanlığını seviyorum..

Yanan şöminenin yanında çıtırtılar çıkaran ağaç kabuklarını seyretmeyi özlemiştim

ve anımsamayı geçen eski kışları..

Aslında ben herşeyi,

bu dünyanın baharını,kışını,

yıldızını,ay'ını,güneşini semeyi unuttuğumu hatırladım..

Kışın yağan karın soğuttuğu evlerdeki çocukların heyecanını,

Soğuktan hissedemediğim burnumu ve yüzüme yapışan kar toplarını seviyorum

Bir kardan adam yapmayı özlüyorum..

bir de kar topu savaşını..

Bir kardan adam yapalım hadi,

Erise de üzülmeyiz artık

herşeyin bir sonu olduğunu hatırlatan bu kardan adama..

Ben kışı yaşamayı sevdim..

Bu dünyada olup,aydınlığın gülümseyişini,

sabahın uyandırışını

ve yoksul insanları düşünüp haline şükretmeyi

sevdim...





13 Ocak 2012 Cuma

Özveri, hep kendinden götürür!...

Yüreğin acır..

Boğazın düğümlenir..

sanırsın ki koca bir yumruk gelmiş oturmuş..

yutkunamazsın..

Gözlerinden yaşlar ağır ağır süzülür..

için acır..

'ağlamayacağım' dedikçe daha çok ağlarsın..

tutmaya çalıştıkça coşar seller gibi..

iğneler saplanır sanki kalbine..

ruhun daralır..bunalırsın..

damla damla akan yaşlar değildir sadece..

akıp giden zaman küçülür gözünde..

kopar yüreğinde bişiyler..

zehirini akıtırsın aslında..

içini boşaltır ,

kalbindeki yaradan kurtulursun..

 geçer sancılar bir zaman sonra..

olgunlaşırsın..

olgunlaştıkça safça inandığın aşk gerçeği değerini yitirir

bilirsin ki sarıldığın adam seni haketmedi..

uğruna ölüp bittiğin adam aslında sana değer vermedi

hem de hiçbir zaman!

vazgeçmeyi öğretir hayat sana..

kendinden başka doğru olmadığını görürsün

tek başına yalnız acılarla yüzleştiğinde..

İçindeki kadına sarılırsın..

bilenmiş,güçlü,yenilmez,mağrur ve aşka inanmayan..

Çok uzun emek vermiş,beyni,ruhu,yüreği ile seven

aşkına sahip çıkan kadın yok olur artık..

Anlarsın ki,

ne kadar razı olursan o kadar rızanı alıp gidiyorlar

ne kadar inanırsan o kadar ihanet ediliyor

ne kadar çok seversen o kadar acıyor kalbin

ve özveri hep kendinden götürüyor

 'an' lar ve 'anılar' oluyor

geride kalan!..

















10 Ocak 2012 Salı

Bazen sadece ^ karmakarışık ^

Yürüyorum akşamın telaşı üzerimde

benim ve aslında etraftaki herkesin..

ağırlaşıyor düşüncelerim akşamın sessizliğinde.

daha da hızlanıyor adımlarım..

içinde bulunduğum ruh hali karmakarışık..

tükenmeyen koşuşturmalar..yaşamımızda acelemiz varmış

gibi yüklenen o enerjimiz..

canıma okuyor herşey..

gel-gitler,çıkmazlar yoruyor..

Kendime ait zamanlarda tenhaları seçiyorum.

kendime ait problemlerle başa çıkmayı çoktan öğrendim.

Fakat beni asıl yoran zaman tünelinde birikmişlikler,

geçmişteki zamana mıh gibi aklımı takan dıştan gelen etkiler,

dışardan gelen uğultulara 'dur' diyemiyorum bazen..

ufacık bir şey belki önemsiz

bir boşluk anında aklıma yerleşiyor,

gereksiz gibi görünen ayrıntılar

hayatın keyiflerini içeren düşünceleri silip

konuk oluveriyor bir anda..

Güne enerjik, güvenle başlayıp

sonra sönük ve yorgun bitiriyorum..

İnsanların maskesi ve samimiyetsizliği

güven duygumu asgariye indiriyor..

yapay- sahte gülücükler, ilişkiler vs..

her yeni gün her defasında şifresini çözüp çözüp

her doğru çıkan tahminimde resetlediğim insanlar

biraz daha mutsuz ve tedirgin etse de

bir o kadar da güçlü oluyorum..bileniyorum..

Seni kamçılayan ama seni yıkan bir enerjiden hoşlanmak

sanki bir çeşit intihar gibi..

Herşeye rağmen içimde güzel 'an'lar büyütüyorum

Çoğu zaman affedici olmak çok ağır oluyor

ama unutuyorum..

masum düşüncelerle hafifliyorum..

Bazen içimdeki 'ben' lerle kavga ediyorum..

Kaç tane ben var,

kaçına hükmediyorum

yada onlar bana bilmiyorum:)

Her birine laf anlatıp ıslah etmekle

-bazen hepsini susturmakla-

ne kadar zaman harcıyorum bilemezsiniz:)

Gerçek, içindeki 'ben' i bahanesiz ve gerçekçi izlediğinde

karşına çıkıyor

sorgusuz,sualsiz..

bunlar var ediyor seni..koruyor zırh gibi

kabuğunda duyguların,

yüreğinde inanç ve umut adına birkaç cümle

uğraşıyorsun..

sevgisiz,ruhsuz,bencil,duyarsız birşey olup kalırsın yoksa..

Başka türlü ben 'ben' olamam ki..

Zehir zemberek acı çeksem de..mutluluktan uçsam da..

yalnız kalsam da..

değişemem ki..

İçinde 'aşk' ve 'güven' olmayan hiçbirşeye katılamam ki..

Bunu yapamam..








5 Ocak 2012 Perşembe

Armut piş,ağzıma düş!...

Yorgun bir gecede..

Ender de olsa açtığım tv de bağıra çağıra bana dayatılan sözcükler:

mit..asker..uludere..genelkurmay..bomba..kaçakçılık...taciz..şiddet..cinnet...

......

çok uzun süre "mit", "istihbarat", bomba "ajan", "heron", "uçak",

gibi sözcükleri duymak istemiyorum.

Yılın ilk yazısı günlerdir tartışılan 'uludere' olayı..

Olay dıştan bakıldığında ve medyada yansıyan şekilde şöyle:

Efenim insansız hava uçakları son dönemde zaten orda keşifte,istihbarat birçok

yönden alınıyor,işaret fişekleri atılıyor,bakılmış olmamış  devam ediyorlar yola

bombalamışlar..

35 kişi öldü!..somut ve acı gerçek bu!..

Basının üslubuna her zaman kızan ben, bu sefer köpürüyorum resmen..

Her zaman sadece ya bize sunulması gereken kadar gösterirler,

ardındaki gerçeklere dokunmazlar,'bu kadarıyla yetinin' derler

ya da kendilerine öyle güzel çarpıtırlar ki..

'Atlas jet' düştü..pilotaj hatası..düştü işte..bilmem gereken bu kadar..

Eee peki,içinde çok önemli projelerle sunum yapmak üzere giden bilimadamları var..

öldü insanlar ama proje yok ortada..

 saat 1 de sehre çok yakın mesafede düşmüş koca uçağı

nasıl 4 te buluyorsunuz sabaha karşı??

Otopsi yapmadınız?

Kan izi bile yok uçakta..???

Karakutu kayıp?? projeler bulunamamış güya??!!!

inmek üzere olan uçak nasıl düşer?? vs vs.. gibi birçok soru yok,arastırılmaz

bilinse de yüksek sesle söylenmez..

bilmem gereken uçak düştü..insanlar öldü

Geriye adı kötü anılan yolcu taşımacalığı yapan firma kalır..

fatura ona kesilmiştir..

Veya yadsıyarak anlatırlar..alışılmış ucuz bir üslup..

'yine Zonguldak yine maden ocağı patlaması'

Yine siirt yine tecavüz vakası'

Yine kocası tarafından bıçaklanıp ölen kadın'

yineleri yenileyip alıştırırlar..

beyniniz alışır..

Günlerdir uludere tartışmalarında 'lanet asker,tu kaka kötü genelkurmay' diyenlerle

'ohh iyi olmuş' diyenleri hayretle izliyorum..

Bir taraf  diğerini teröristlere mi acıyorsunuz canım,gebersinler,diyerek

pkk yandaşı olmayla suçluyor nerdeyse.

öteki tarafta '' asker hep böyle,sürekli katletmiştir,etnik köken yüzünden yapmıştır,

kahrolsun asker diye askeri suçlamakta..

'devlet gereğini yapmıştır' diyip hiiç sanki boşuna günlerdir tartışıyormuşuz gibi

gayet normal kabullenip köşesine çekilende var..

Bir kere öncelikle 'oh iyi olmuş' diyecek değilim..35 insan..kendi insanımız öldü..

Benim ilgimi çeken olayın ilk günden beri yansıtılışından bu yana,

BDP nin nerdeyse zil takıp oynayacak olması..

PKK 5 karakol bombalasaydı herhalde bu kadar etkili olmazdı..

inanılmaz bir propaganda yaptılar günlerdir ve devam ediyor..ettirirler de..

Çünkü ne kadar bir yer bombalasalar,ya da terör eylemi yapsalar

devlet gücünü gösteriyor,oturup kalıyorlardı..

Ama şimdi inanılmaz bir gövde gösterisi yapıyorlar..

Dıştan bakmayın ahkam kestiklerine nerseyse kahkaha atacaklar..

yüzlerinde BDP başkanının ve diğerlerinin 'ohh şimdi napacaksınız bakalım'

dolu sinsi bir gülümseme var ve iştahla kabarıyor mimiklerinde..

Ölenlere zerre kadar acıdıklarını düşünmüyorum..

Zaten adı gibi Barış ve Demokrasi İle uzaktan yakından ilgisi olmadığı gibi,

kendi güya temsil ediyorum dediği kürt halkına

yıllardır seçildiği yerlerde bile hizmet götürdüğünü de sanmıyorum..

hatta sanmanın ötesinde kanıtlar var ortada..

Ama ortada durum şu ki: ekmeklerine yağ sürüldü..

Onlar pkk propagandası yapa dursunlar ben başka bir boyuttayım..

Her zaman bana sunulanla yetinmem..mutlaka deşerim olayı ayrıntısına kadar..

Sonra benim gibi olanlara 'komplo teorici' diyorlar ama oturduğu yerden sunulanla yetinen

araştırmayan,'armut piş,ağzıma düş' bir vatandaş olmaktan iyidir diye düşünüyorum.

Benim dikkatimi çeken bombardımandan sağ kurtulan 3 kişiden birinin açıklaması:

Hacı Encü..şeker ve mazot getirmek üzere yola çıktıklarını,

hatta uçak seslerini hep duyup gördükleri için,

kendilerinin de hatta sınıra hep bu nedenle gittiklerini

herkes bildiği için gayet rahat yol aldıklarını,

her 5-10 kişide bir katır ve yük olduğunu belirtiyor.

.karakol zaten herzaman gidip geldiğimizi biliyor diyor

üstelik sivil giyimli olduklarını ve hiçbirinde silah bulunmadığını eklemekte..

aydınlatma fişeği ve akabinde bombardıman baslayınca geriye doğru 6 kişi kaçıp kayalıkların

arkasına saklandıklarını

3 kişinin sadece yaşadığını belirtiyor..

Daha önceki karakol baskınlarından izlediğim belgeselde

teröristlerin nasıl bir anda 50-60 kişi olabildiklerini,

ayrı ayrı kollardan  gelerek toplandıklarını filan öğrenmiştim

ama PKK militanı yayladan sınıra 19:00 dan 21:00 e kadar upuzun bir yolu kabak gibi ortada

kullanmaz heralde??

üstelik bukadar çok hayvan da almaz yanına???

İnsan olarak baskın noktasına gelene kadar 6-8 kişi halinde ilerlediklerini,

sonra belli kilit noktalarda 50 kişiye kadar çıkıp 3-4 koldan baskın yaptıkları biliniyor

Ki ısıya dıyarlı termal kameralar,gözetleme kuleleri,uzak görüş vs ileri teknoloji dürbünler

ayıramadı mı sivil mi köylü mü pkk lımı??? bunu hiç anlamıyorum?

Madem insansız hava aracı kameraya alıyor ve fotograf cekiyor..bunların ulaştığı kişi

nasıl tespit edemiyor..ki bence asıl kritik yer burası..istihbarat nasıl degerlendirildi????

asıl uzmanlık gerektiren yer o çünkü..

Sonra tut ki Pkk lı heryerden karadan pusuya düşürülüp yakalanabilir,nasılsa görmüşsün

gelişini nedir ne değildir..bunca zaman dünya kadar göz göre göre karakol bombalandı..

hatta askerlerin kendi sözleri..görüyoruz termal kameralarla yaklaşıyorlar ama komutan

''ellemeyin sivildir' diyor diye..bu zamana kadar sivil kaçakçı diyip önlem almayan

dehşet verici baskınlar yaşatan gencecik askerlerin ölümüne sebebiyet veren askeriye,

şimdi kaçakçıyı mı pkk lı sanıp vuracak??

kesinlikle inandırıcı değil!..

Ben bilinçli bile bile o insanların ölümünün gerçekleştiğini,çok iğrenç bir plan

olduğunu düşünüyorum..

O x her kim yada kurumsa bir taş ta bikaç kuş vurdu

askeriyeyi ve devleti suçlayarak sivillerin ölümünü

sağlayarak ama sanki de hatalı yanlış istihbarat sonucu yapılmış göstererek

üstelik etnik köken kavgalarından nemalananların ekmeğine yağ sürüp

ülkeyi bölmeye çalışma çabalarına ulaşmıştır

Çok başarıyla gerçekleştirip hem memleketi karıştırıp ayrıştırdılar,

hem BDP ve PKK ya

nerdeyse hakverir konuma getirdiler,hem asker bitirildi,hem devlet şuçlanıyor..

Olan garip 15 i çocuk ve genç ten oluşan 35 vatandaşımıza oldu!..

Biz birbirimizi yiyeduralım,

nemalananlar iştahla yararlanıp eminim hazlarının doruklarındalar