27 Ekim 2011 Perşembe

Zaman ve İntikam!..

Kırılmışsındır..

Bunalmış ve sıkılmış..

Çaresizce yaşadıklarını düşünürsün..

en kötüsü de sen bunları yaşarken herşey

rutinliğinde devam eder.

Ve o da devam etmektedir.

Sen acı çığlıklar içerisinde boğulurken

aşk, görmez,duymaz,bilmez..

Bir noktaya takılıp kalırsın!..                                                                        

O!..

Herşeyden kaçıp gidesin gelir..

Kalp kırıklıkları..üzüntüler..

telafisi zor acılar volta atıyordur yüreğinde..

Zihninde 'haketme-değer' kavgası..

İçinde var olan ölü tüm kötülüklerin

birden uyanır,

ayağa kalkar kötülükler kraliçesi..

zafer çığlıkları atar öfken..

isyanın baş gösterir

vahşi bir hayvan gibi diş biler nefretin..

umutlarını boğar,

merhamet dolu yüreğinde.

dürtülerek uyandırılan,

yabancısı olduğun acımasızlık

yerini alır..

Hiddet dalga dalga vücudunu sarar..

düşmanlığa taşıyan yakıcı düşünceler

çıldırtırken seni;

hayallerin adandığı gelecek,

'umudun adandığı insanın' gözlerinden ve dudaklarından

fütursuz, acımasızca dökülüp

yok olurken..

ikinci bir kişilik doğar benliğinde..

acımasız versiyonun oluşur.                                                                 

Öyle ya, umutlar ve hayaller tuz-buz olup saçılırken

yüreğe bıçak acımasızca saplanırken

yarınların anlamsızlığı gerçek yüzünü göstermeye başlar.

karanlık tünelde darmadağın hayaller..

tesellinin hiçbir anlam ifade etmedği günler..

'aldatılmışlığın ve değersizliğin' seceresi..

içinde soğuk ihaneti yaşatan acı tebessümlerin..

çaresiz yutkunuşların..

sanki kürek kemiklerinin arasından yüreğe kadar

bir hançer işler..

kurbanın çığlıklarının zerre kadar değeri yok o an..

çünkü katil, işkencenin doğal tezahürü olarak düşünür..

umutların ardından hızla baş gösteren öfke

intikam almak istercesine saldırmak ister.

ruhunun en kuytularına gömmek istersin, ama nafile..

intikam ateşi içinde çıkış yolu ararken

karıncayı bile ezmekten kaçınırken

katliam yapabilcek bir canavara dönüşebilirsin..

Bir arenaya dönüşür ruhun zamanla.

ağzından sular akan kıskaçlardan zevk alan seyirciler..

savaşın ortasında katil ve kurban..

kendi içimde,duygularımı düşüncelerimi beslediğim,

özgürlüğümü korumak için uzaklaştığım,

iznim olmadan ulaşılmayan bir arena..

Benliğimde büyüttüğüm inançlarım

ve Tanrım,

işime gelmeyene, beni rahatsız eden herşeye

karşı çıkabilceğim ruhumun karanlık yanı temsilcisi 'şeytanım'

Ve gün gelip,

savaş meydanının soğuk yüzü seni bulsun istersin.

Şaşkınlıkla beklersin..

umulan gün gelmiştir.

Şarabını içerek zevk içinde acılarını seyreden

kişi karşındadır..

Üzerinde sadece bir zırh,

ve elinde tutmasını  bile beceremediğin bir kılıç vardır

Gözlerinde kızgın bir ışık parlar.

Son derece sakinsindir..

Ve daha sessiz, daha soğuk kalpli

geçmişte onun olduğundan..

Öldürmek için aceleye ihtiyacın yoktur..

Bu anın zevkini yaşamak istersin

Hemen ölmesini değil,

yaşattıklarının hesabını vererek

ölmesini istersin..

Ani bir ön hamle yaparsın öfkeyle..

ardı arkası kesilmez sonra kılıç darbelerinin..

Zihninde yaşadığın acıların raddesi kadar zorlarsın..

daha fazla..daha da..
                                                               

Gözlerinde umut ışığı arar ama nafile..

Daha derine batırırsın..doğrulamaz sonunda..

Yere çöker acıyla inleyerek..

Gözlerinin önünde uçurum kenarına bırakıp

kaçtığı canların ahı..ezip geçtiği ruhlar..

kendi yarattığı katilini bulanık görmeye başlar

Sonunda dayanacak gücü kalmaz..

Ve katiline yalvarır:

-'Ne olur öldür artık!..'

Sen cevap vermeyerek

tiksinti ve nefret dolu bakışlarla

uzaklaşırken arenadan

olmayan Tanrısına yalvarır:

-'Ne olur al canımı,al da kurtar'

Sonunda donuk gözlerle yerde çırpınırken

Ölümün bile anlamını yitirdiği yerde

nefret bile değerini yitiriyor..

Yok oluyor o an herşey

Ve herşey bitiyor!..

























































26 Ekim 2011 Çarşamba

Türk'üz!...Doğruyuz!...Unutkanız!..

Son yaşadığımız teröristlerin baskını ve deprem olaylarından sonra

hiçbirşeyin değişmediğini,yıllarca da değişemeyeceğini                                    

anlamaya, sorgulamaya başlıyorsun.

Yıllardır her birimiz şikâyet ederiz, yandık, bittik, öldük gibi;

 hemen hemen şikâyet etmeyenimiz yok gibidir.

 Taksicisi,öğrencisi,memuru,zengini..farketmiyor

Herkes şikâyet ediyor, herkes dert yanıyor da,

niçin sonuç alamıyoruz, hayat aynı şekilde devam edip gidiyor?

Zamlar çok yüksek oranda..Kazalar..afetler..yada siyasi olaylar..

Hep bir anlık tepki ve sonrasında 'çıt' yok!..

Bunun en önemli sebebi Türk milletinin hafızasını kaybetmiş olmasıdır.

Bizi öyle bir hale getirdiler ki;

kimliğimizden, benliğimizde tamamen koparmışlar.

 Ne yaptığımızın farkındayız

ne de yaptığımızın sonucu nereye varacak onun farkındayız.

Hafızasını kaybeden insan, sizce ondan sonraki hayatını nasıl sürdürür?

Bir millet için de aynı..

Geçmişini,tarihini,yaşanılan olayları çabuk unutan millet te silik bir millet olup çıkar.

tepkisiz..önüne konulanla yetinen..

Ders almayı bilmek gerek..

Milletlerin hayatında önemli dönüm noktaları vardır.

Bu noktalar birer işaret taşı gibidir.

Ders almayı, ibret almayı bilen toplumlar için,

 bazen acı olaylar içerse de bu olaylar büyük bir yaşam tecrübesidir.

İşaret taşıdır..

12 yıl sonra hala belediyeden yetkililerin çıkıp, Van daki deprem için

şehri yeniden yapılandırmalıyız demesi, 99 gölcük depreminden bu yana

bir arpa boyu yol almadığımızın işaretidir..

Hala her felaket sonrası 'ah vah ' edip yakınmanın faydasız olduğunu,

yıllardır alınan deprem vergilerinin nereye harcandığını sorgulamıyoruz..

Otuz yıldır toplumumuza dayatılmış bir sürü ayrışmamıza yönelik sorun üretildi

başörtüsü ve etnik tartışmalar..siyasi kavgalar..

 köşelerinde hâlâ doğanın Allah'ın felaketine "siyasi yorumlar" getirenleri

 şaşkınlıkla izliyorum..

İdeolojik bilinçleri ve ideolojik körlükleri depremin en acı gününde hız kesmeden sürdürenleri..

 Allah'ın depreminden hala siyasi mesaj üretenleri görmüşsünüzdür..

YAZIK YA CİDDEN YAZIK DİYORUM!!!!!

'ağlama sırası onlar da'...'nasılmış,ateş düştüğü yeri yakıyor'...'allahın sopası yok işte''

İbretle izliyorum yorumları..

Zaten istenilen bu..Yapmayın Gerçekten..

Aynı ülkede yaşadığı insanların ölmesinden haz alan bir insan olmak nedir?!

Terör olayı bambaşka bir olay..

Aşırı milliyetçiler 'kürt onlar,ölsünler iyi oldu' dedi..

Birsürü oraya farklı yerlerden tayini çıkmış memur,öğretmen

okumaya giden öğrenci ve kürt te olsa pkk yandaşı olmayan vatandaşımızı unutarak..

Dindarlar 99 daki gibi 'ilahi adalet' dediler..unuttular bir millet olduğumuzu..

ortak bir tarih,ortak değerler,kökler taşıdığımızı..

Zaten aynı toprağın insanını birbirine kırdırmak isteyen

tarihi düşmanlarımızın ekmeğine yağ sürmüyor musunuz?

Bir ülkenin doğusunu batısına düşman etmeye çalışanlara amacına ulaştırarak

neye hizmet ediceksiniz?

Herşey unutuluyor!..

En önemlisi verdiğimiz destansı mücadele 'Kurtuluş savaşı',

Çanakkale !... unutuluyor!..

Tüm olumsuzluk ve imkansızlıklara rağmen bağımsızlık mücadelesi veren

şehitlerimiz,gazilerimiz,İlham ışığımız,önderimiz MUSTAFA KEMAL unutuluyor.

O mücadelemizi hangi şartlarda nasıl, ne büyük güçlüklerle, hangi amaç için

ve neye mal olduğunu hafızalarda yaşatmak gerekiyor.

Millet Atatürk Milliyetçiliğinde belirtildiği gibi:

Ortak bir kültür çerçevesinde bütünleşmiş

ve tarih bilincine sahip en büyük insan topluluğudur

Farklı etnik kökenden olabilir,farklı diller konuşuyor olabilirsiniz..

Bunun öneminin millet bilincinin farkına varmaz

ve sağduyusuz bu şekilde devam edersek

işte o zaman aynı batılı emperyalistlerin attığı sahte hümanizm nutukları,

bu masum ve mazlum millete “samimi inançlar” diye yutturulur

etnik kökenler,siyasi görüşler,başörtü durumu gibi laik-anti-laik veya

geçmişte başarıya ulaştırdıkları sağ-sol kavgaları gibi

bu miiletin etrafında toplandığı ortak değer,kültür

ve tarih bilincinden uzaklaştırarak,ayrıştırmayı başarmış olurlar..

Yavaş yavaş ideolojik körlüklerle terörle kavgalarla istedikleri budur

İlkokulda okuduğumuz And'ımızın kaldırılmasını istemeleri de budur

Öğrenci andında yer alan her sözde ve anlamında Türk Millî Eğitiminin amacının özü vardır.

And’da geçen her sözün ve ettikleri yeminin anlamı öğrencilere iyi kavratılması

o yaştan itibaren oluşan/oluşacak olan o bilinci yıkmak istemeleridir.

Öğrenciler, okul içinde ve okul dışındaki hayatlarında,

her sabah söyledikleri and’a göre hareket ederek “doğru” ve “çalışkan” olmaları,

Küçükleri korumaları.. Büyükleri saymaları..iyi davranışlar beklenir

Yurdunu ve milletini özünden çok sevmeli.

Yükselmeyi ve ileri gitmeyi “ülkü” edinmeli.

Atatürk’ün açtığı yolda, gösterdiği hedefe durmadan yürümelidir.

Yeri gelince varlığını, Türk varlığına armağan edebilmelidir.

Ama bu sakıncalıdır..

Çünkü bir milleti ne kadar tarihinden,değerlerinden,geçmişinden,

ortak kültüründen ATA'sından uzaklaştırırsan işte o zaman silik hafızasız bir millet yapar

hedeflerine de ulaşırsın..

Bu ülkenin  insanları olarak verilen o Büyük mücadeleyi sahiplenip,

hem milletin yaşayan unsurlarına anlatıp

hem de gelecek kuşaklara ilettiğimiz zaman,

Türk Milleti’nin milli mücadelesi sonsuza kadar baki kalacaktır.














20 Ekim 2011 Perşembe

Cevapsız sorular ??!!!

Televizyonda bir kanalda oturum var.

Baskını,şehitlerimizi konuşurken tam denk geldim,takıldım

Masada güvenlik uzmanları,asker kökenli strateji uzmanları,

profesörler ve yazarlar var..

Terörü ve Terörün nasıl biteceğini konuşmak üzere toplanılmış..

Profesör habire terörle kürt sorunu tamamıyla bağdaştırmakta..

Dillerini yasak ettiniz,kültürlerini yaşayamadılar da ondan terörist oldular

açısından konuya girip tamamen BDP gözlüğüyle yaklaşmakta..

İçimden geçen soruyu Aydın entellektüel sevdiğim yazar sordu:

-E tamam tv de açıldı 24 saat yayın yapıor, dilinide serbest serbest konusuosn,

herhangi bir ayrımmı var, niye hala şehit haberleri alıyoruz ozaman? dedi..

Profesör sustu..cevap yok..Sanki tüm kürt halkı terörist yada terörü destekliyor.

Araya asker kökenli strateji uzmanı ve güvenlik uzmanı girdi.

Ki aslında asıl konuşması gereken kişiler onlarmış,anladım.

Çokta iyi yerlere parmak bastılar..

Dış tehditlerden içte sorunlarımıza kadar herşeyi net ortaya koydular..

Sesi üzüntüden titrek boğuk tonda bir asker adını vermek istemeyen

telefonla programa bağlandı ve film koptu orda bence

Hakkaride görev aldığını belirtti..

olağanüstü hal döneminden beri doğuda görev almış,

operasyonlara katılmış daha sonra batıda göreve devam etmeye çalışmış

ama yaşadıklarından devam edememiş batıda,

hastalanmış,psikolojik tedavi görmüş

ve mesleğini erken emekli olarak

bırakmak zorunda kalan bir ordu mensubu..

statüsünü ve adını vermedi ama içeriye vermiş..

''Hepiniz eminim üzülüyorsunuz ama ciğeri yananlar kadar değil''

diyerek söze girdi.

Ben anlarım..Çünkü ben o bölgede 14 yıl geçirdim,dedi..

Benimle aynı düşüncede olduğunu sonradan anladığım şahıs devam etti:

Öncelikle bırakın bağırmayı çağırmayı, kimse o ananın babanın acısını anlayamaz,dedi

Sizin evladınız öldü mü, evlat yetiştrimek ne demek ne kadar zor,bilirmisiniz??

Ateş evet düştüğü yeri yakıyor ne kadar üzülseniz hissedemezsiniz o ana gibi dedi

Ayrıca genel kurmayı da samimi bulmuyor ve inanmıyorum üzüldüğüne,dedi

Bakın, biz şırnakta gözümüzün önünden geçen pkk lıları vuramazdık,emir gelmedi diye dedi

Ve emin olun, o saldırı gece 01:00 de olduysa ve 3-4 saat işte ne kadar sürdüyse

10-15 dk gelebilcek destek ekip bordo bereli özel harekatçı birlik mevcut

ama sabah ulaşır yada çatışma kesilir kesilmez dedi

Askeriye istihbarat alıyor,saldırı olcağını biliyor,ama asla çatıoşma kesilmeden destek yollamaz

neden biliyormusunuz?

birincisi,Bordo bereli yada özel ekip oraya çatışma esnasında giderse zaiyat verebilir diye

ki bu hiç iyi olmaz..Çünkü teröristler bu sefer uluslararası yarışmalarda tescilli dünyada bilinen

bordo bereli öldürdük diye psikolojik üstünlük sağlayacak,yayın yapacak diye

ikincisi: Tazminat ödeyecek bordo bereli ailelerine diye.

Emin olun o erler genelkurmayın umrunda değil şu an.

Çatışma sonrasında pkklıları yakalamak için çatışma kesildiğinde yollarlar

onlarda kaçmak üzere olanları öldürür işte,dedi

telsizlerle saatlerce önce haber verdiğimiz halde destek gelmeyen baskınlar yaşadık

ve hep sonra geldi destek 10 dk mesafeden,dedi adam

ve devam etti

Siz hiç mermi sesi duydunuz mu, mermi yediniz mi?

Ölümle burun buruna geldiniz mi? dedi..Ancak ozaman beni anlarsınız..

Havan mermileri yağdımı üzerinize..yanıbaşınızda kolu kopan silah arkadaşınızı gördünüz mü?

kafasından vurulan,paramparça olan..Ben defalarca bu manzaralarla karşılaştım,yaşadım

çatışmada bacağı kopan arkadaşımı taşıdım dedi

Hakkaride Şırnakta yaşamadan o havayı solumadan burdan konuşamazsınız

Ve emin olun o karakolu da önemsemezler,dedi..

silahlar vardır, dürbün nerde dersiniz..asker dürbünü kırar diye yollamadık diye cevap gelir dedi

dürbünlü silahları dürbünsüz yollar ve böylede cevap verirler..

'Er'' onlar için hiçbirşey..'er' öldü..sayısı önemli değil..100 de olsa 'ER'

bakın televizyonlara 26 şehit..22 yaralı..gayet basit söylüyorlar..

o 22 yaralı..ayak burkulması değil,dedi..ağır yaralı..

ağır yaralıyı size açıkliyim..gövdesi parçalanmış..bacağı kopmuş..

ağır silahlarla roketatarlarla saldırıyorlar..

DNA ları bulunamadı birçok arkadaşımın birçok çatışma sonrası..

kime ait hangi askere ait bulamadılar,bunları anlayabilin diye anlatıyorum,dedi

Bunun gibi birçok anısını anlattı ve olayı özetleyen insan bence..

Hükümette Genel kurmay da inandırıcı değil maalesef bencede..

Hükümet sanırım enazından zamlar unutuldu diye seviniyor sanırım

Genel kurmay da böylesine etkisiz kalmasının utancını yaşamalı

''Ordunun amerikadan aldığı istihbarat 1 gün sonrasına ait,

kendi topraklarını ne korumaktan aciz, nede güçsüz

ordusuda hazır,ekipmanıda gücü de var

ama istemiyorlar,istemezler de

isteseler 2 gün de terör biter ama bitiremezler işte''

ve devam etti:

Ben hala uyuyamıyorum, o günler yaşadıklarım unutulacak şeyler değil

ve gelinen nokta hala aynı..


''daha kaç kuşak harcanacak??''


dedi ve telefon konuşmasından sonra sessizlik çöktü masaya biran

oturumu yöneten programcı devralmak zorunda kaldı hemen ve

reklama girdi..

ama akıllarda aynı soru yankılandı:

''daha kaç kuşak harcanacak?!
















19 Ekim 2011 Çarşamba

Şehitler ölmez,Vatan bölünmez ?!!..:((

19 Ekim 2009

İmralı' da nasıl bir müebbetse (?!) ağırlaştırılmış ömür boyu

hapse çarptırılan Abdullah Öcalan'ın çağrısı üzerine  güya bir barış grubu (?!)

34 kişi,4 ü çocuk Habur sınır kapısında güya(?!) güvenlik güçlerine teslim olmuştu.

Hatırlarsınız nasıl bir sevinç ve coşku seliyle karşılandıklarını..

görüntüleri tüm televizyonlar dakika başı göstermişlerdi.

savcı ayaklarına getirilmiş, güya(?!) sorgulanmış ve serbest kalmışlardı..

Geçen sürede neler yapıldı

Terörü kürt halkının sorunu zanneden -ki terör ile kürt halkının bağlantısı %5 belki_

 -basınında bunda büyük payı var ya neyse-

sorunu sadece yüzeysel askeri operasyonlarla çözmeye çalışan,

ne amaca hizmet ettikleri bilinmeyen BDP (Barış ve Demokrasi Partisi ?!) nin

her istemini söylemini önemseyip yerine getiren hükümet;

Demokratik açılım adı altında birçok yol katetti (?!!!)

Kürtçe yaygınlaştı,dil kursları bile var artık.

Televizyon kanalı açıldı..

Köylerine tabelalara kimliklerine kadar kürtçe girdi

Sokakta Apo nun bayrağını alıp, sağlığı sağlığımızdır diye gezebiliyor,

işçiden,öğrenciden daha rahat eylem yapıp,türklüğe hakaret bile edebiliyor

Demek ki dert bu değil!...

Bugün 19 Ekim

ve Haburda karşılanmalarının ardından yıldönümünde

Hakkaride Çukurcada  kekliktepe üs bölgesinde askerlerimize saldırı

düzenlendi ve resmi açıklamaya göre

-ki ben hiçbir zaman resmi açıklamalara inanmam-

(kendime sunulanla hiçbir zaman yetinmem,

birçok olayı nedeni saklayıp tepki çekmemek için

sadece yüzeysel sunup halkın da okadarını bilmesini isterler)

daha fazla olduğuna inanıyorum 70-80 kişi gibi ama resmi açıklamalara

göre diyelim:

26 asker şehit oldu.

26 genç..

26 aileye ateş düştü..

Hem genelkurmayın sitesine Hem başbakanlığa bakıyorum

Gayet metanetli 'sulu mersiyeler' düzüyorlar..

Recep hazretleri basın toplantısı yapıyor şuanda ve diyor ki ;

 bu bir provokasyondur ,

eğer ki metanetimizi bozarsak ,

sabrırlı olamazsak başarılı olurlar teröristler '' diyor

Daha ne metaneti sabrıysa artık?!

Hükümet güya (?!) gene operasyon yapcakmışş..

Abdullah Gül,intikam ağır olacak diyor

Kuzey Irak ' a şu bildiğimiz operasyonları düzenleyecekler

Önce icazet alıp,telefon açıp kordinatları alıp,

-ee Amerika müttefiğimiz ve

istihbarat olarak doğru yönlendirip bize her konuda destek oluyor çünkü-

sonra işte dağ taş işte ne geldiyse önümüze...bombalayacağız..

Gelinen noktada koca devletin neden terörü bitiremediği ortada!..

Gencecik vatan evlatlarına ağır çekimli bir soykırım bu!!!

Bir arpa boyu yol gidilmediği gibi her geçen gün polis ve askerin

bölgede hakimiyeti yitmekte..

Ama şaşırmamak gerek..

Öyle ya, 'askerlik yan gelip yatma yeri değil ve belli riskleri var her mesleğin'

diye askere bakan bir zihniyetin ürünü bunlar..

Sonuç: Bu vatanın evlatları kanlarıyla ağır bir bedel ödüyor

Ocaklara ateş düşüyor

O cenaze arabasının yaklaştığı her ev, yangın yeri

O anne babalar yanıyor..

Daha ne zaman anlayacağız o acıyı?!

Ne zaman ciğerimiz yanıcak?!

İlla bizim yada çevremizdeki yakınlarımızın başına gelince mi?!

Bırakın artık 'Şehitler ölmez,Vatan bölünmez' diye ağıtları..

Gencecik bedenler toprakta..

Şehitler Ölüyor..

Vatanı da bölmek adına gayet başarılı adımlarla gidiyorlar..

Ve biz susuyoruz

Ne acı ki susuyoruz!...:(((

Ateş düştüğü yeri yakıyor, değil mi?! Doğru ya!..

Kimin Umrunda?!















Nymphomaniac's: Love killers


Donjuan yazımdan sonra çok fazla geri dönüş aldım                            

Çok güzel yazmışsın,benimi anlattın

diyen erkek arkadaş ta oldu,

bi fotoğrafımı koymamışsın diyen de

demek ki herkes bu hale gelmiş ve kendinden birşeyler bulmuş:)

' e güzel iyi hoş ta aynısının kadın versiyonu da var,

niye yazmıyorsun,gülşen  ' die söylenenlere..

tamam kadın versiyonunu da yazıcam demiştim

Buyrun:)

Nymphomaniac

Eveett 'Don juan' gibi malesef basit bir okunuşu yok..farkındayım:)

Nemfoman..Global ismi.

Erkek delisi, çapkın kadın (türkçe meali)

nymphomaniac :

global sözlükler şöyle diyor:

a woman who always want to have a sex. a woman with abnormal sexual desires. sexual behavior at levels high enough to be considered clinically significant

Efenim Türkçe meali:

her zaman seks yapmak isteyen,anormal cinsel arzuları olan bir kadın.

  yüksek seviyelerde cinsel davranışları klinikal olarak anlamlı arzedilmiş hatunlar

Kısacası sürtüklük,hafif meşreplik adına ne derseniz işte ok:))

 (erkeklerin yorma bizi tamam dediklerini duyar gibiyim:)

Onlarda don juan lar gibi yalnızdır

Onlar toplumun şu 'ideal kadın' kavramına ait değillerdir

hani şu 'evli,çocuklu olanına'

Onlar beyaz atlı prensin hiçbir zaman gelmeyeceğine hükmetmiş,

'elalem ne der' duygusunu yitirmiş metropol kadınlarıdır


Öyle çok güzel değillerdir

İdeal fizik ölçütleri yada standartlar gerekmiyor

Farklı duruşları farklı tipleri vardır

Ama cazibeleri hemen farkettirir.

bütün gücünü kırmızı ruju ve topuklu ayakkabısından alan kadınlardır onlar.

erkeklerin zaman mekan ayrımı yapmaksızın

''seks olsun da nasıl olursa olsun'' düşüncesini çok iyi kullanan,

istediği erkeği elbette yatağına alan kadındır.

kendisine hayır diyecek erkek sayılıdır çünkü!.

iyi sevişir, sevişmeyi bilir.

son sigara tadı bırakır bünyenizde.

Hızlı kadındır.

Lafını sakınmaz..beğenisini ifade etmekten çekinmezler..

Kurnazdır!.

çapkın erkeklerden daha zekidirler.

 istediklerini daha kolay elde etmekle birlikte,

 çapkınlıklarıyla övünecek kadar salak değildirlerdir.

üstelik hepsinin aldatması erkeklerinkinden çok daha komplike ve derindir

Herşeyi bir o kadar kendilerine saklarlar.

Çoğunun çok iyi işi, kariyeri toplumda statüsü bile olabilir

Böyle kadın mı olur demeyin!..

Yıllardır çapkınlığı sadece erkeklere özgü birşey sanıp durdunuz..

Kadın, toplum için hep ''evde sessiz sakin bekleyen saf aşık ''tır.

Ancak bu her kadın da tutmaz..

Onlar da don juan lar gibidirler.

Erkeklerin zaaflarını bilir, onlarla oynamayı severler

Onlara karşı duygusal birşey hissetmezler.

İlgilerini çalar ve işi bitince de bir kenara atıverirler.

Haklarında söylenen hiçbirşeye aldırmazlar..

Eğer erkek zenginse paralarını da sömürürler.

Ve daha önemlisi kendilerine kurban seçmekte hiç zorlanmazlar.

Erkeğin Evli,Nişanlı,çocuklu,sevgilisi olması vs. onu bağlamaz..

Normalde dışardan hanım hanımcık kendi halinde gözükür,

fakat aslında içten içe bir erkek mıknatısı olabilir.

Gizemlidirler.

Zaten onları çekici kılan da budur çoğu zaman.

Erkeklerin ahmak olanları onları buna iter

Kurbanların kendilerine gelmelerini beklerler, bazen de kendileri giderler

Hayat tarzları budur..

Erkek tavladım, elde ettim diye sevinirken bir anda ortada kalmanın şokunu yaşar

Şoklara şoklar eklenir

Her zaman samimi olmamayı tercih ederler.

Gözleri bir erkeğe bakarken aslında az ileridekini görür.

Erkeklerin boş iltifatlarını çok saçma bulur

ama hoşlanmış gibi yapmakta üstüne yoktur

Ve bu tarz hayatlarının sonu olur

tıppkı donjuanlar, ıssız adamlar gibi..

kartlar bir süre sonra tükeneceğinden

uzun süre bu tarz yaşaması mümkün değildir

yanılgı içinde kalır..

Ve oyunu belki de o noktada sorgulamaya başlar..



..............




















17 Ekim 2011 Pazartesi

S*ktir et & Sil baştan

Son haftalarda tarihi kitaplara ara verip

okuduğum ve beğendiğim iki kitap..                                                 

S*ktir et

(John C parkin)
                                              
ve

Sil baştan

( Ken Grimwood)

                                                                    

Sil baştan

özellikle kurgusu ile zaman kavramını,
                                              
hatalarımızı sorgulamasıyla

sürükleyici bir roman

ve kendi hayatınıza dair çok şey bulabilceğiniz

uzun zamandır okuduğum en sıradışı kitap..

Özellikle S*ktir et;

benim gibi hassas, boşverci olamayan,hayata dair herşeyden etkilenen

kişilere yardımı dokunacak bir kitap..

Birşeyler sizi rahatsız mı ediyor?

Canınızı mı sıkıyor, mutsuz mu oluyorsunuz?

John C parkin'in yazdığı bu kitap

S*ktir et tedavisi ile nasıl boş vereceğinizi öğretiyor

ve rahatlıyorsunuz..kendinizi hayatın akışına bırakabiliyorsunuz..

Herkes S*ktir et ile kendisi arasında bağlantı kurabilir..

Bu sefer artık bende kitabı okuduktan sonra

s*ktir et deme cesaretimi topladım..

denedim ve oldu..

Daha sonra rahatladım, boşverdim, gerçeği söyledim..

Beni ne mutlu ediyorsa onu yaptım

ve herşeyi öyle olduğu gibi kabul ettim..

Kendimi hiç kötü hissetmedim, aksine çok eğlendim..

Doğal dünyayla uyumunuzu kaybettiğinizde, birşeyler canınızı sıktığında

s*ktir et deme ihtiyacı ve uygulaması adına bir kitap..

S*ktir et dediğiniz anda herneyse üzüldüğünüz şey,

yada canınızı sıkan,

üzülmeyi bırakıp,daha çok istemekten vazgeçip,

 gerçeği kabullenip

öfkenizi yatıştırıyorsunuz..

Doğunun 'boşverme' fikrinin batıdaki ifadesiyle

içinizdekileri serbest bırakmayı öğretiyor

size acı veren bağları salıveriyorsunuz..

Çünkü gerçekten şu an canınızı sıkan sizi üzen herşey,

aslında sizin yüklediğiniz anlamlar yüzünden

önemli ve oyüzden mutsuz ediyor sizi

veya kafanıza oyüzden takıp stres yapıyorsunuz

sıkıntının büyüklüğü yüklediğimiz anlamda..

önemli olmadığı an, anlam yüklemediğin an,

ciddiye almayıp değer de vermiyorsun

ve üzmüyor ozaman seni gerçekten..

S*ktir kelimesi saygısız ve bir o kadar da cesur bir kelime..

fakat asıl insanlarda şok etkisi yaratan etkisi kelimenin arkasındaki felsefe

anarşik bir ifade biçimi,söylem olması..

sevişmenin argosu..'s*ktir git',  'seviş ve git ' her yere yayılan

kızgınlık anında söylenen bir küfür halinde

ama aslında durmak bilmeden anlam yüklediğimiz peşinden koştuğumuz

canımızı sıkan her ne varsa o biriktirilen sürecin

aslında önemli olmadığını destekler, tüm o anlamları reddedip

sizi pes ettiren, oluruna bırakmanızı sağlayan bir ifade dir..

Ve kendinizi Tao,Tanrı,Evren,Allah vs. (neye inanıyorsanız)

ruhani güce bırakır, doğal akışı izlersiniz..

Geçen hafta şems-i tebrizinin öğretilerine dair bir kitap okuyordum

''Anladım ki: İnsanlar; Susanı korkak. Görmezden geleni aptal.

Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar.

 Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar.

Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..! ''

diyor Şems..

Bu da aynı düşünce ama başka bir bakış açısı..

o kadar doğru ki..

Önce anlamlar yükleyip değer veren önemli yapan bizleriz

sonra olumsuz birşey olduğunda üzülen de..

bizim için önemli olan önem verdiğimiz herşeyin

canımızı sıkma potansiyeli vardır..

anlam, içinde acıyı barındırır

yüklediğimiz anlamlarda gizli herşey..

Ve doğru aslolan sen!

kendimiz..

Hayatta hiçbirşey sizden önemli değil!..

sevgili,iş,sınav,para,kariyer,eş vs. ne varsa sizin değer verdiğiniz,

şu an için önem verdiğiniz,kendinizi daha sonra çok üzmemek adına

nötr durmayı anlam yüklememeyi öğrenmeliyiz..

Sonra aslında aşık olduğunuz insanın ne kadar bu aşka değmeyen biri

olduğunu veya almak istediğiniz bir işin önemsiz olduğunu, o sınavın hayatınızda

çok etkisi olmadığını birşekilde anlıyorsunuz, hayat size zamanla gösteriyor..

Önemli olan bunların sizi ne kadar etkilediği..

içimizdeki özgürlüğü hissetmek için, içinizdeki tüm duyguları serbest bırakın..

üzülmeyi bir kenara bırakın..hayatın doğal akışına bırakın herşeyi..

Çünkü hem kendi hayatımdan hem gözlemlerimden

hayatta ne olursa olsun, ne kadar kötü olaylar geçse de başınızdan,

acı deneyimler yaşasanızda 's*ktir et' diyip, deneyimleri ve hataları unutmayarak,

herşeyden ders çıkarak 'sil baştan' yaşayabilmek gerek!..

Şu an size acı veren ne varsa

hiçbiri sizden daha önemli değil;

Atlamadan önce son şey, hadi hep beraber BAĞIRALIM!...

Siiiikkktttiiirrrr Eeeeeetttttt!!!....






16 Ekim 2011 Pazar

Aşk ve Nefret döngüsü..

Kopkoyu karanlık..

geceyi dinliyorum..

Sessiz..sakin..

Ne sabah,ne akşam ne de üzeri..

Yine gece evet..

Ve yine uyku tutmadı..


odamın penceresi gecenin karanlığına açılıyor..

bahçede ağacın yaprakları rüzgarın şiddetini göstermekte

bir o yana bir bu yana savruluyorlar..

gözlerim, gökyüzündeki yıldızların grisinde..

gecenin karanlığında parlıyorlar bana..

Rüzgar uğultularından anlıyorum,

usul usul penceremde esintisi..

biliyorum ki açsam penceremi üşüyeceğim

ama gecenin kokusunu içime çekmek istiyorum

aklıma nedensiz sorular geliyor,

susuyorum..

hep yenilediğim uzaklıklar daha bir belirginleşiyor,

daha çok daha hızlı geçiyor anılar gözümün önünden..

elimdeki kahveyi masaya, kendimi az evel kalktığım koltuğa bırakıyorum

yalnızlığım daha da netleşiyor gündüze nazaran..

sevgi ve nefret arasında gidip geliyorum..

sadist bir aşk yaşadığımı,suratıma vurduktan sonra tokadını zaman,

daha hızlı geçiyor anılarım..

Pencereyi açıyorum,üşüyorum..

Rüzgar ne kokunu getiriyor bana, ne sesini..

Artık isteyip istemediğimi bile bilmiyorum.


Çok söyledim 'seviyorum' sözcüğünü..

Çok hissettim..Çok ağladım..

Her geçen gün seni arttırarak damarlarımın içine aldım

Seni her dudaklarıma alışımda ömrümü kısalttın

güzelliğimi aldın elimden

Ruhumu kemirdin bir fare gibi

Gaflet uykusundaydım

hasta oldum,acı çektim, akıllanmadım..

sana olan sevgim o kadar güçlü geldi ki

herşeye kulaklarımı tıkadım

Çok denedim senden kurtulmayı

her denememde sahte sözlerinle ve ışıltınla

o büyünle yine sana koşarak döndüm

Bu  ben değildim, ben bile kendimi tanıyamıyordum

Ben ki,irademe güvenen biri olarak,sana karşı koyamadım

her seferinde 'bitti artık onunla ilişkim' diyordum

Ve yine sana koşuyordum

Büyük bir tutkuyla..Aşkla!..

Gizli bir çekim gücü çekti her seferinde beni sana..

Anlamadın..umursamadın..Hiçbirşeyin kıymetini bilemedin

küçümsedin çoğu zaman..

'ufak kız,küçük kız,güzel kız' tabiri caizse benlik olmayan

senin açından küçüktüm, ufaktım bir zamanlar haklısın..

duygularım kirletilmemişti..

ve ben ismimin yükünü o zamanlar taşımıyordum..

Bana ' gel oynayalım' diyorlardı senin gibi

Ben sevmiyordum istemezdim oyunları

tıpkı üç senedir seninle oynamak zorunda kaldığım bu oyun gibi..

Oyunu kaybettik,anlıyorum..

kabulleniyorum o ayrı..


Zamanın birinde kendi acılarımızda büyüdük

ve oyunları bıraktık

akrep yelkovan yarışında

yıllardır

kocaman yalnızlıktı payıma düşen..

payıma düşen herşeyi de erteledim..

...........

Ertelenemeyen tek şey; hayat

ve artık yaşamda

herkes çok değilken

çoğal(a)mıyorken aşka

yitirilen zamanın sonunda

aşk kendi elleriyle hazırlarmış

kendi düşmanını..

Canın öyle yanarmış ki,

sevgi koridorları pas tutarmış

gözyaşları kurur,

ruh yalnızlığa soyunur,

beden acının raddesinde dolaşırmış..

kimse vazgeçilmez değilmiş,

öğreniliyormuş..

acılar gün gelip tahammül sınırında

beliriyormuş,

kadında zaman geçmiyormuş,

herşey birikip yerini alıyormuş,

öfke insanın içinde sevgiden daha çabuk büyüyormuş

ve nefret asla başka bir duyguya dönüşmüyormuş..


























12 Ekim 2011 Çarşamba

Yağmur,hüzün ve hayat...

Yağışlı,kapalı bir hava..

İstanbul'u hüzün kaplamış sanki..                                                               


Pencere camının önündeyim..

yağmuru izlerken

çocukluğuma doğru yolculuğa çıktım


Henüz 5 yaşındayım..

cama burnumu yapıştırmış

dışarıyı

yağan yağmuru izliyorum

çocuk gözlerimle..

camın buğusuna anlamsız şekiller

çiziyorum arada..


Yağmurlu kapalı günlerde

dışarı çıkması yasaklanan

her çocuk gibi

hafif bir buruklukla

evde oturuyorum                                                                              

cama çarpan damlaları takip eder,

tatlı bir tebessümle bir süre sonra

hayallere dalardım..                                                                                

Mutfakta olan annem bir süre sonra

seslenir,benden ses çıkmayınca kontrol etme

ihtiyacı duyup odaya gelir,

beni kucağına alıp oturtur,

umut dolu cümleler kurardı..

''yarın sen kocaamaann bir kız olacaksın,

okula gideceksin,çok güzel bir kız olacaksın,

mutlu bir hayatın olacak'' diye  gözyaşları içinde

yarı inanç yarı umut kokan cümleler kurardı..

Anlamazdım..

-'' Yarın nedir anne '' diye sorduğumda

''uyuyacağız uyanacağız, yarın olacak'' derdi..

Günler, aylar, yıllar..

birbirini kovaladı..

Zaman hızla geçti..

Çok uyuduk, Çok uyandık..

Bir sürü yarınlar oldu..

Bir sürü..

Annemin hayalleri gerçek oldu mu,

gelecek günler ne gösterir, neler var yaşanacak bilmiyorum

ama hala inatla yarın için hayal kurar,umut verir annem..

O zaman;

hiç yaşlanmayacak, o upuzun siyah saçları hiç beyazlamayacak,

hastalanmayacak sanırdım..asla zaman onda işlemeyecek..

Hani derler ya, su gibi akıp geçer zaman diye..

Geçti..

Göz açıp kapayıncaya kadar..

Yarınların birinde büyüdüm ben..

Benim anne olmama daha çok var ama

Annemin yanında yer aldım..

Belki başka şehirlerde, başka pencerelerde ama yağmurlu günlerde

ben de yarınlar için çok hayal kurdum.

Benim yarın için dilediğim, huzurlu olmaktı..

Bir çocuğumun olmasıydı..

pencerenin cam kenarında kucağımda oturtup

yağmuru izleyebilceğim beraber..:(


Anneme benzemedim..

Onun hiçbirşeyi yoktu ama hayalleri vardı,

her şartta güçlü yüreği,umutları vardı..

Benim herşeyim var ama umudum yok..

Beklediğim bir yarın bile yok..

Nasılsa gelecek ya yarınlar,

süpriz olsun bari diyip

beklemek avuntumuz oldu..

itiyoruz hep hayatı..

ertelenmiş düşler..briktirilen kenarda kalmış hayaller..

Düşünüyorum da; ne de çok yoruluyoruz..

ne anlamsız bir çaba şu insanoğlundaki?

Ne kadar yük bindirmişiz sırtımıza,

ve ne kadar çok şey yüklemişiz yarınlara?!

Durmadan bir koşuşturma..

Daha şimdiden yarının kredilerini tüketmişiz..

Beklediklerimiz var hep,beklentilerimiz

kaybettiklerimizden habersiz..

Ne olacak? Okulu bitireceğiz belki..

Belki patron olup işimizi kuracağız..

Anne yada Baba olacağız..Gelin yada Damat..

Zengin olacağız..Yaşlanacağız..

Emekli olacağız..

Çocuklarımız büyümüş, masraflarımız,sıkıntılarımız,öfkelerimiz

küçülmüş olacak..

Sürgün bir hayatın yorgunları olarak

dingin bir hayatın koynunda sere serpe yatacağız..

Ta ki son gün son nefes gelene kadar..


En değerli hazinemiz, ömrümüz gidecek

Saçlarımız beyazlayacak,

belimiz tutmayacak, dişlerimiz olmayacak belki..

Yıllarla beraber çocukluğumuz, gençliğimiz,

çocuklarımız gidecek elimizden..

Annemiz Babamız olmayacak belki yarın..


Yarın bugünün aynısı da olmayacak

ümitlerin harman yeri de..

Sürekli dolanıp durup kendimizi arayacağız yarınlarda,

aslında hayatta..

Çok koşacağız, çok yorulacağız..

ağlayacağız çok..

terk edecekler bizi..

görmezden geleceğiz..

çok önemseyeceğiz..

hayat akıp giderken

gün gelecek o kadar rahat ve huzurlu olacağız ki

hayal edecek hayallerimiz bile olmayacak..

...........

Yalnızlık yağmurla birlikte hüzün doldururken içime,

ben hayata ve yarınlara dair sorgulamalar yapıyorum

hala yüreğimde..

Şiddetlendikçe yağmur,

damlaların cama çarpışı artıkça

bırakıyorum bende dizginlerini yüreğimin..

akıp gidiyor benim de içimdeki umutlar

bir nehir misali,büyük denizlere

yağmur suları gibi..

Oysa umuttur hayat, direnmektir bilirsin..

yaşam meydanında bu savaş tek kişiliktir

Ve vurulan her darbe aslında kendinedir

Ve hayat,

büyüdükçe kararan hayatlar,

kaybolan ümitler

ve tebessümle yağmuru izleyen çocuğun büyümesidir..

































11 Ekim 2011 Salı

Don juan's : (Love Killers)



Don juan'lar..

Aslında çapkınlığın,

''ıssız adam'' akımının global ismidir

Çoğunlukla yalnız yaşarlar..

özellikle tercih eder..

Böyle yaşamayı seçer,

etrafı çok kalabalıkta olsa

bir izole durumu vardır

başkasını hayatında istemediği gibi

başkasının hayatında yer de edinemez,

istemez..

ayakbağı olarak görür..

tam bir metropol adamıdır.

sorumlu olmak istemez hiçbişeyden

yalnızlığı özgürlük zannedip

aşkmış sevgiymiş sallar silkeler atar yüreğinden.

aşık olmak, sevmek gibi şeylerle uğraşmaya ne iştahı ne zamanı vardır

çünkü adı üstünde o tam bir 'donjuan' dır..

prensiplerine aykırıdır bir kere..

benmerkezcildir,bireyselliğine düşkün

bu ıssız adamlar,

asla karşı tarafın duygu ve düşüncelerine

önem vermez,takmazlar

Gider takılır, eğlenir,gezer

hatta kendilerine derinden aşık olanları bile bulurlar

şanslıdırlar.

ama aslında biri içlerine dokunacak,

onu sahiplenecek,

onu sadece 'o' olduğu için sevecek diye

içten içe korkarlar,

asla yansıtmazlar ama bu gizli korkuları hep vardır

günübirlik sadece 'cinsellik' üzerine dayalı ilişkileri

vardır,öle de olsun isterler..

düzenli bir hayattan özgürlüğünü yitireceği

düşüncesiyle kaçar..

kendisini sevecek,aşık bir kadından korkar,

korkar bağlanmaktan..

macera sever o, heyecan sever,

elde etmek ister..

koşullarında yaratıcı,entellektüel,romantik olan

bu adam, elde ettiğinde en güzel,en hoş,en akıllı kadın da olsa

elinin tersiyle iter, önemsemez,takmaz,sallar hemen..

öyle boş adam da değillerdir

her konuda bilgisi,tecrübesi,öngörüsü mutlaka

bir fikri vardır

ama iş aşka gelince sınıfta kalır..

yani teorisi zehirdir de, pratiği sallanır..

çekicidirler..

kendilerini toplum içinde sevdirmesini bilirler

hemen dikkat çekerler

derinden bağlı,sadık,kendisine aşık olacak

kadını da bulurlar

aslında şanslıdırlar

çünkü böyle 'don juan'lara çantada keklik tir

aslında kendisine aşık kadın..

ruhunu alır senden,kendine bağlar

bir süre sonra ipler onun elindedir

fare gibi kemirir,

iliklerine kadar

sen hiçbirşeyin farkına varmadan

aptal aşık modunda hep 'O' dersin,

başka birşey görmez gözün..

Halbuki adam çok başka boyuttadır,

seni önemsediği de sevdiği de yoktur..

o yalnızca kendini düşünür,

kendisini sever,önemser..

defalarca üzülür,kırılırsın..

ruhunun en dip noktalarına kadar

içini kanatır,acıtır ama umursamaz

sen hala 'sevdiğim adam' der koşarsın..

fedakarlık yaparsın,

bilirsin ki özveri gerekir

susarsın..bazen ağlarsın, bazen bağırırsın,

bazen kavga edersin,çığlıklar atsan da duymaz

sevgi koridorları paslı biryerlere ulaşmaya çalışıyorsundur

kişiliğini,kadınlığını,varlık olarak seni hiçe sayar

ve sen hala oturup salak gibi ağlar,

'bunu bana nasıl yapar, bunu bana nasıl söyler' diye

üzülür,ağlar,kendini yıpratırsın..

ruh olmayan yerde ruh, vicdan olmayan yerde

vicdan ararsın,adalet ararsın!..

halbuki adam ne seni düşünüordur,

ne sevgini ne bişiyi..

seni üzmesini,kırmasını,acı çektirmesini

unutur sineye çeker,yine gider,yine sevmeye

devam edersin herşeye rağmen

ama Tanrı,Allah,Tabiat vs.(neye inanıyorsan)

artık ders alman gerektiğini göstermek ister

sana onun sana göre olmadığını,

sana kötü geldiğini anlaman için bir 'iz' gerektiğini

artık sana 'dank' etmesi gerektiğini

en sonunda sende kalıcı bir 'iz' bırakarak anlatır..

çünkü her sızı da, her o yara ya baktığında

onu hatırlamanı ve anlamanı isteyecektir

Sonunda;

haksızlığa uğradığını düşünüp

seninle oyuncak gibi oynandığını anlaman,

karşındakinin ruhsuz bir donjuan olduğunu anlaman

çok sürmez ve herşey yerine oturur

'angelus' film karakteri gibi

kötü ama eğlenceli çekici melektir

ve perde kapanmıştır.


Aynı ıssız adam filminde

Ada'nın Alper'e unutulmaz sözü gibi:

''Karda donmak üzeredirler

ama uyku tatlı gelir! ''


Başlarda onunda umrunda değildir

ayrılıkmış,sevgiymiş zaten umursamadığı için

hoşuna bile gider..

Çünkü zaten kendisine bağlanan,aşık bir kadından,

sorumluluktan içten içe korkan adam;

her türlü huzursuzluk ve sorunlar çıkartarak bile bile

en sonunda kadını kendisinden uzaklaştırmayı başarmış,

kadının 'yeter' deyip çekip gitmesini sağlamıştır

Çünkü kadın hassas duygusal bir varlıktır,

hele de kendisine aşık,sadık ve bağlıdır

kendisi bırakamaz,üzerine o sorumluluğu almak istemez

ama yıldırmaya uğraşır ve en sonunda başarır

Bunu anladığın andan sonra,

bir akşam sevdiğin adam seni arar,telefonu açmazsın,

bir daha arar,yine açmazsın.

Final günü gelmiştir ve sen o telefonu bir daha hiç açmazsın..

Çünkü ilişkin için verdiğin özveri

ve gitmekle kalmak arasında verdiğin mücadele o kadar yormuştur ki

kalbini,

yokluğunu yanındayken çektiğin çileye tercih edersin!..



Onlar dünyanın ve toplumun

''erkeksin, hızlı yaşamalısın''

baskıları altında ezilirken

film şeridi gibi hayat geçer hiçbirşey anlamadan,

filmin sonunun geldiğini anladığında

film çoktan bitmiştir..

Adam filmin tekrar başlaması için

sinemada aynı koltukta beklemektedir,

oysa film çoktan başka salonlarda oynatılmaya başlanmıştır!!..


Mutluluklarını hızlı yaşayan erkek,hüzünlerini,kederlerini

acısını yavaş yavaş yaşar..

Çünkü tüm güzellikleri tüketmiştir

geriye kalan uzun zaman için

yalnızlıktır..

Sadece yalnızlık!..

........


Aşk giderse ne kalır geriye?

Issız bir yaşam,

ıssız bir adam,

ıssız bir şehir belki de...

..............

















7 Ekim 2011 Cuma

Hayat Oyunu..

Herkesin bildiği yollardan geçiyorum

kör,sağır,dilsiz..

engebeli, zor ama çekici..

gizli olan yasaktı..

saklıda kalanın bedeliydi acı.

Bir resimdi bu;

huzura hasret, sükunete durulan..

dimdik..

Ve hayat, yalancıydı.


Akıllı bir oyuncu,hayat

ve sen her seferinde sürüklenen olmamak için direnen

içinde sessiz çığlıklar biriktiren piyon..

Bazen öyle olur ki hatta

kaybolursun..kimseniz yok gibi gelir..

yalnızlık içinde yokolursun,

tek başına,kayıp..yıkık..

özlersin..

kaybettiklerine sarılırsın..

özgürce ağlarsın..

geç kalmışlıkların ortasında

hatıraları seversin..


........

Zaman geçer..

biriken gönül nemini salarsın

özgürlüğün sonsuz uzağına..

hoyratça savrulan zaman,

alır sızıları,koyar yerine içsel avuntularını..

Havlu atmayı mazaret olarak algılarsın..

Anlarsın ki,bir zafer değil savaş alanı

ve mücadele etmek zorundasın.

kimi azdan, kimi çoktan

kimi vardan, kimi yoktan imtihanda.

yıpranmışlığın telafisi yok

bilirsin..

sade ve basit

hayat hiçbir zaman mükemmel değil ne de olsa

zamanın koridorlarında arta kalan geçmişin

ve bugün;


aklımın kıvrımlarında yaşanmamış zamanları süpürüyorum

bağışlıyorum bugüne kalmayanı ve yok olanı yarına

ömrüne kök salmışsa da hüzün ve acı

yaralanmaya en müsait yanlarımla koşuyorum yine;



 Henüz kopmadığıma göre hala tutunuyorum!..