26 Nisan 2012 Perşembe

Maskeler!...


İnsanlar bu...

Yaşamında hep

güzellikler,mutluluklar ister..

Hayat denen o yokuşu tırmanmaya çalışır

bu yüzden;

ama hiç pes etmeden...

koca dünyada,kalabalıklar içinde bir başınadır..

ve hayat maratonunda sürekli mücadele halinde koşar,çabalar..

Ne kendisiyle, ne hayatla,ne dünyayla

yüzleşebilir..

O çok daha önemli uğraşların içinde!..

Durup düşünmeye vakti bile yok!.

Çok işi var;

bir çift gözü üzerinde yoğunlaştıracak bir yığın imajın şuh yüzleri onu bekliyor.

Her geçen gün farklı,kendisine uzak biri olup

yabancılaşır..

Farkında mısınız?!..

Vestiyerleri var ruhlarımızın,binbir çeşit kostümleri astığımız..

çeşit çeşit,renk,renk,boy boy,karakter,karakter...

Travmalarını gizliyoruz odacıklarında beynimizin..

Düşünün?

Bugün hangi kostümünlesin?!...

Hadi bakın etrafınıza..

Dışarda,arkadaşlarla,ofiste,iş yerinizde v.s.

Etrafınızdakilerle amaçlarınız aslında aynı değilmiş gibi birbirinize rol yapıp

 tüm gün sahte gülücükler attığınız,

samimiyetten uzak muhabbetler ettiğiniz bir… deyim yerindeyse bir sahnede

değil misiniz?!..

Ne denli samimi davranabiliyorsunuz birbirinize?

Ne kadar dürüst içten yada?

Hem de hepinizin suratında işyeri için yaptırdığınız özel tasarım maskeleriniz varken?

Bu maskeler işyeri,arkadaş veya yakın çevre için değişiyorken?!

Söylesenize;

Ne kadar “kendiniz olabiliyorsunuz” ki o ortamlarda?

Babamın bir duası vardır:

“Allah iyi insanlarla karşılaşmayı nasip etsin. Kötü insanları hayatımızdan uzak tutsun,” diye.

 Yaşadığımız ortamı geçirdiğimiz yaşanmışlıkları düşününce

bu dua bana oldukça iyi niyetli,

ama bir o kadar da gerçekleşmesi zor bir dua gibi geliyor.

En azından ben ve benim gibiler için.

Kocaman plazaların küçücük, akvaryum misali cam ofislerine

sıkıştırılmış çalışanlarının daha fazla maaş, daha iyi bir konum,

 sağlam bir terfi için göze göz, dişe diş mücadele ettiği bir yerde

 kötü niyetli kişilerin olmaması ya da sizin onlarla karşılaşmamanız mümkün mü?

Gittikçe zorlaşan hayat şartlarıyla birlikte bir başkasının ayağını kaydırma üstüne basıp

geçme yarışında olmayan kişilere rastlamanız ya da?!..

Arkasından konuşup icap ettiğinde kuyusunu kazmaktan bile çekinmeyen insanların,

 “profesyonellik” kılıfı altında birbirlerinin yüzüne gülebildiği,

 ikiyüzlü insanları barındıran bu ortam… Sizi tatmin edebiliyor mu?

Özel hayatınızda görüşmeyi asla tercih etmeyeceğiniz insanlarla

tüm gün dirsek temasında çalışmak ne kadar huzur sağlayabiliyor size?

Yorulmaz mısınız hiç?,

yada tökezlemez, bıkmaz mı insan hiç bu durumdan?!..

Tüm bunların farkında ''sürekli güçlü, kendi ayakları üzerinde duran ,kuvvetli kadın''ı

oynayan biri olarak ben bazen 'Pes!' diyebilcek durumlarla karşılaşıyorum

özellikle son zamanlarda..

Ne kadar çok ikiyüz yüzlü (?) insan var mış demekten alıkoyamıyorum kendimi

Soruyorum:

Değiyor mu acaba onca şuh fitne imaja,çabaya?!..

Ne malum mutlu olacağın maratonun sonunda?

Ya 'beklediğin olmazsa?''

''olur da tatmin etmezse?''

''Bunun için mi uğraştım'' demeyeceğin ne malum

Ya dolu dolu hayal kırıklığı varsa yolun sonunda..

Ne için uğraşıyorsunuz?

Asıl soru bu : Ne için bunca virgül kadar eğilim?

Bu mudur hayattan gerçek beklentiniz?

....


Akşam eve döndüğünüzde tüm mutsuzluklarınızı,

kaygılarınızı paylaşabildiğiniz candan biri var mı hayatınızda?

Yanında maske takmak zorunda kalmadığınız,

tersine tüm maskelerinizden arındığınız…

 Sizi siz olduğunuz için seven… Olduğunuz gibi kabul eden.

Artılarınız kadar eksilerinizi de kabullenen…

....

İşte o kadar!..

















2 yorum:

Bolat dedi ki...

Tek başına olduğumuz o kadar doğru ki!

gulsengunduz@blogspot.com dedi ki...

kesinlikle!..