2 Eylül 2011 Cuma

Metropol de ''Çocuk'' Olmak!..

Bir dönem bir vakıf okulunda orta ikinci

sınıflarla,
                            
ilkokul 3 ve 4. sınıf öğrencilerine

ingilizce dersine girdim..

O dönem okulun Rehberlik Öğretmeni

Çocukların hayata dair

algılarını öğrenmek adına test hazırlamıstı..

Gündelik yaşamdan sorular içeren bir çalışma..

cevapları okuduktan sonra önce gülmüş,

sonra bayağı kritik yapmıştık..

İlkokul 3. sınıflar...ve soru şöyle:

-Süt nasıl olmakta,biliyor musunuz?

cevap: Karfur yapıyor :))

Önce tabi tebessüm ettik,güldük fian ama

sonra üzerine konustuk

Haklıydı...

Ne inek görmüştü çocuk, Ne mandıra..

Bilemezdi..

Carrefour sepetinin içinde büyüyordu çocuk..

reyon aralarında dolaşıp raflardan ürünler

alınıp sepete atılıyor,sonra kasaya gelinip

baba yada anne bir kart çıkarıp geçiriyor

poşetlerde alınanlarla birlikte eve dönülüyordu..

ee doğal olarak sütü karfur yapıyordu:)

O zamandan sonra durup düşündüğümde ' aslında ne zor dedim'

büyükşehirde yaşamak, hele büyükşehirde çocuk olmak..

Ne zor..

O çocuklara kimse öğretmemişti, papatyaların yapraklarında

uğur böceklerinin uyuduğunu,

yıldızların neden böyle geceleri parladığını..

Göstermemişti kimse doğayı,çicekleri,hayvanları

görememişti..

Sadece ben öğretemezdim..

Benim çocukluğum aklıma geldi o an;

döndüm geçmişe,

tebessümle andım..

Ege'nin şirin,sakin bir kasabasında geçti

çocukluğum..

Herkesin birbirini tanıyıp selamladığı

küçük şirin bir yerdi..

Ahmet'in oğlu,Mehmet'in kızısın dır ya, öölee..

Bir yabancı gelse ilçeye,sırıtır direkt..

En büyük eğlencemiz oyun oynamaktı..

'Sokakta oynamak' diye bir kavram vardı yani..

Alışveriş merkezi,cafe nedir bilmezdik..

Okula arkadaşlarla sırtımızda çantalarımız

şakalaşarak,yürüyerek gider, oynaya zıplaya

gelirdik..Öyle servis filan yoktu..

Hatta bazen çantalarımızı kenara kaldırıma atar,

oyuna dalardık..

Toprağı karıştırır,çanak çömlek yapar

Evcilik oynar,

hayaller kurardık..

Annelerimiz bu duruma hep alışkın, bizlere ekmek arası

bişiyler hazırlayıp pencereden yada balkondan verirdi..

Gönül rahatlığıyla zilleri çalar, su isterdik..

Mahalledeki teyzeler amcalar annemiz babamız gibiydi..

Susayınca evlerine gider, su içerdik..

ya da pencereden/balkondan bir sürahi uzatır

hepimiz aynı bardaktan kana kana içerdik..

Boynunda anahtarla büyümek başka bişiy..

Eve gelmek..kapını açmak,içeri girdiğinden itibaren kulağında telkinler:

''amaann kızım/oğlum, kapıyı kimseye açma'' diye uyarılar..

yemeğini ocakta kendin ısıtıp yemen..

bütün bunlar koruma içgüdüsüyle birlikte herşeye karşı

erken gardını almayı,korumayı,sorumluluğu öğretse de

Ruhsuz,gri betonların arasında çocuk olmak zor bence..

Her an başına gelebilecek tehlikeler ya da arasokaklarda

birşey olacak korkusuyla oyun oynamadık biz..

Sanki bütün mahalle evimiz gibiydi..

Meğer ne şanslıymışız,ne mutlu bir çocukluk geçirmişiz

diyorum istanbul ya da ankara da büyüyen bu çocukları görünce

Ağaca,toprağa hasret şimdiki çocuklar..

Domates kokusunu bilmiyor..

Soğuk, ruhsuz binalarda,

yığınların arasında oynuyor oyunlarını,

ama yine de gülümsüyor..

Anne Babalar da haklı..

Ruhunu paraya satmış gözü dönmüşler,

psikopatlar,organ mafyası, serikatilleri

her gün anahaberde izliyorlar..

Her an her tehlikenin başlarına gelebilme ihtimaliyle

gardını alıyorlar..

Tv,radyo ve devletin resmi sitelerinin bu bayram öncesi

''çocuklarınızı tanıdık dışında şeker toplamaya yollamayın'' uyarıları etkili

olmuş olacak ki,bu bayram kapımı sadece 3 çocuk çaldı..

onlar da bizim sitenin çocukları..

Kayserideki vakadan sonra

memleketteki psikopatlar yüzünden

''şeker harçlık toplama geleneği'' de tarih oldu..

Biz ev ev gezer büyüklerin ellerinden öper

kim para veriyorsa diğer cocuklara ihbar ederdik:)

harçlığımızı yada şekerlerimizi çocuksu bir heyecan işte,

hep beraber paylaşırdık..

Güvenle oynar,eğer anne/babamız evde yoksa

komşuda kalırdık..

Çıtı pıtı patlatır,kız kaçıran fişek seslerinden korkardık..

Kızları korkutup kaçan, saçlarımızı çekip kaçan yaramaz erkek

çocuklarını büyüklerimize şikayet ederdik..

Kavgalarımız olmadı öyle, hemen barıştırırlardı..

Öyle kanla filan bitmezdi tartışmalar,

hastanelere taşınmazdık..

yumruk,bıçak,sopa nedir bilmezdik..

Çok kızarsak arkadaşımıza, en fazla saçlarımızdan çeker,

hayvan adlarını sayar,belki biraz ağlar ama yine oyuna dalardık

Misket oynamaktan parmaklarımız acır ama devam ederdik

başaltı yapıp tüm misketleri 'ütmek' (?!) (kazanmak yani)

müthiş zevkti..

kağıttan sivri külah yapıp,kesilen hortumlarla çocuklarla

savaş yapmak.. keyifliydi tüm bunlar..

Azar iştirdik..'' hadi eveeee'' diye balkondan çağrılırdık

ama doymazdık..

Eve gidip gelen (ki sadece çişi gelen giderdi)

elinde mutlaka yüyecekle dönerdi..

domates ekmek,kurabiye veya meyva..

paylaşırdık..

Birbirimizin ekmeğine diş atardık..

üşenenler eve de gitmez,duvar dibine işerdi..:)

Oyunun en güzel yerinde bakkala gönderilmek vardı..

hayıflanarak gider,para üstünün sana kalma ihtimaliyle

sevinirdik..

hipermarket,avm ler yoktu..market bile yoktu..

Bildiğin 'mahalle bakkalı''

Cengiz Amcamız vardı..

''Hadi üstüyle kendinize bişiy alın'' dedndiği an

Cengiz Amcaya gider ozamanlar bakkallarda

satılan ençok sevdiğimiz şey,leblebi tozu yada elma şekeri

alırdık..Cengiz amcadan ciklet aşırdığımız da olmuştur :)

öğütülmüş leblebi ve pudra şekeri karışımı ile

elde edilen,kahve fincanı büyüklüğünde plastik kaplarda

satılan, yerken üflediğinizde curcunaya sebep olan

boğazınıza kaçıp öksürten ama eğlenceli bir üründü..

hele macun şekeri,kar helvası..

Sokak yiyecekleriydi bunlar..bunları satan amcalar

bağırarak sokağa gelir,çocuklar etrafına doluşurdu..

boyalı şekerleri macun kıvamına getirip yuvarlak bir bölmeli

tepside bulundurur,tahta bir çubuğa sarar verirlerdi..

kırmızı,sarısı ve beyaz olarak bilirdik

çilek,portakal,süt ve muz macun şekerini..

bahçelere dalar,dizlerimizin kanaması

düşmek pahasına ağaçlara çıkar erik çalardık..

Ege nin yerli köylüleri kadın,çoluk çocuk

pamuk toplamaya,çapaya,mandalinaya giderdi

işçileri toplamaya gelen traktörün peşine takılır,

pamuğa giderdik..

Aslında eğlence olsun diye biraz da meraktan

peşlerine takılırdık..

kozalar olgunlaştığında ilk iyi kalite olurmuş,

o yüzden biz çocuğuz oyalanalım diye bir tane düz

'arık' verirlerdi..'Arık' sıra,dizi demek ege türkçesiyle :)

Büyükler çift arık alıp toplarken, biz oynaya oynaya

bir arığı anca toplardık..

Büyükler alışkın oldukları için sapı tutup pamuğu hızlıca çekip

bellerine bağladıkları önlerindeki çuvala pamuğu atıp pamuk artığı

bırakmazken, bizim parmaklarımız acır ama devam ederdik..

işin sadece eğlencesindeydik o zaman ama gene de işe yaramanın

topluca bişiyler yapmanın hazzını paylaşıyorduk..

Çeribaşı'nın (tarla işçilerini yöneten kişi-:)

bağırmasıyla herkes öğle yemeğine oturur,

çıkınından bişiyler çıkarıp çayla birlikte yerdi.

elle domates ekmek salata yer,

iştahla ekmeğimizi bitirirdik..

Arığı bitirdiğimizde çuvallara doldurup pamuğu

traktörün olduğu yerdeki kantara götürmek için ilerlerdik

Hatta çocuk olduğumuzdan pamuğu iyice çuvala sıkıştırmamız için

pamuk balyalarının üzerine çıkartır,

üzerinde zıplamamızı çuvalı ezmemizi isterlerdi..

Heyecanla 'kim daha çok topladı acaba 'diye sabırsızca

beklerken,gün boyu çabamızın sonucunun sadece 5 kilo

olduğunu sonunda öğrenirdik :)

Eve döner heyecanla olup biteni anlatırdık

(farkettim ki buarada pamuk,bağ bahçe anılarımdan bir yazı daha çıkacak,

başka zamana saklıyorum)

Mutlu huzurlu çocukluk geçirmişiz gerçekten

Çocuğun oyun oynamasının,huzurlu mutlu bir

ortamda yetişmesinin önemi gerçekten ileriye dair

en büyük etken..

hayata dair bişiyler öğrenmesine,yaratıcılığının gelişmesine,

enerjisini boşaltabilmesine yarıyor..

Şu an baktığımda

parklar var ama içinde oynayan çocuklar yok..

evler var ama içlerinde yaşayanlar yok..

her yıl söküp yenilenen kaldırımlar,

lüx binalar,ışıl ışıl vitrinler,

girip çıkan yapay insanlar..

Ama Ruh yok..Buz gibi..

Benim değil malesef bu kültür..

Reklamlarla desteklenen beyni,ruhu

ele geçirilmiş insanlar olduk..

Birbirimize komşumuza tanıdıklarımıza

yabancı, yalnızlıklarımızı yaşar olduk..

İyi de neden böyle olduk?

Biz mi istemiştik?!..

Bunları istanbul'da haftasonu çocuklarını

alıp alışverişmerkezlerinde gününü geçirenleri

düşününce yazdım..

O zaman anımsadım bişiyleri..

Anneler,babalar ellerinde balonlar,

oyuncaklar çocuklar alışverişte,

mağaza ya da oyuncakçıda..

Çocuğun algısını genişletip birçok markanın

ve mağazanın olduğu alışveriş merkezlerine getirip

iki oyun salonunda playstation oynatıp,

fast food tarzı yiyeceklerle beslenip ve besleyip,

sonra çocuk birşey isteyip gözü kaldığında

koca alışverişmerkezinin ortasında çocuğa tokat

atan ve onunla böyle pazar günleri -güya- ilgilendiğini

düşünen ebeveynlere sözüm:

Bu kuşağı böyle yetiştirip,sonra da algısı böyle gelişen

çocuklardan büyüyünce 'yaa bizim çocuk hiçbirşeyden

tatmin olmuyor,ne yapsak mutlu olmuyor bir türlü''

diyerek şikayet etmek ne kadar doğru?

Biz arkadaslarla doğumgünlerinde evde toplanır,

annemin evde bizler için hazırladığı

nefis tostlarımızı limonatayla yer içerdik

Hamburger yüzü görmedik ama mutluyduk..

daha sağlıklı beslendiğimize kanaat getiriyorum şu an..

Bir tane bebeğimiz, arabamız olurdu belki ama

onunla kırılana kadar oynardık.

Şimdi bu metropol çocuklarını görünce aklıma çocukluğum,

mahallem,arkadaşlıklarım,ege'm geldi..

Ve tüm bu resme baktığımda amatör bir kalemden iyi

çiğnenmiş bir son söz:

Her toplum hakettiği gibi yönetilir, derler ya

hakettiği gibi de yaşar, diyelim mi?!

































1 Eylül 2011 Perşembe

Eylül ve Ramazan...

Aylardan Eylül...

''Eylül hüzün ayıdır '' derler ya,

sanırım doğru

Herşey sarıya bürünmeye başlar ya hafiften

solar ya;

bu mudur insanı hüzne götüren?!


Bilinmez....

Ve aylardan eylül ama yanı sıra aynı zamanda Ramazan Bayramı...

Eski kuşaklar hatta benim çocukluğumda bile

bayramlar ev ev gezmeler yapılan,

büyüklerin elleri öpülen, ev baklavası yenilen,

harçlık toplanan,

hoş sohbet bayramlar olarak akıllarda yer etse de

artık ''kısa kafa dinlemek için güneye kaçılan tatil yapılan

birkaç günlük geziler için fırsat'' anlamında

şu an günümüzde bayram tatilleri..




Egenin şirin bir ilçesinde..

Çocukluğumun geçtiği yeşil, havuzu, parkı olan sitede dolaşıyorum..

Kulağımda ''çıtı pıtı'', ''kızkaçıran fişek'' sesleri...

tadı damağımda elma şekeri,leblebi tozu..

Gözlerim saçları kırmızı tokalarla 'at kuyruk' bağlanmış,

parmakları boğum boğum,

üzerinde beyaz kollu, kırmızı ekoseli, fırfırlı elbisesi,

ayağında uçları dantelli, beyaz kısa çoraplar

ve kırmızı tokalı rugan ayakkabılarıyla

''aç kapıyı bezirganbaşı'' nı oynayan kız çocuğunu aradı..


Henüz 6 yaşında...

Başucunda ayakkabılarıyla yatmış,

bayram sabahını zor etmiş şirin kız çocuğunu..


Göremedim..

Bayağı dolaştım çocukluğumun geçtiiği sokakları,

parkı, sallandığım salıncağı aradım..

Kızları korkutan şakalar yapan,

saçlarımızı çekip kaçan yaramaz erkek çocukları da yoktu..

'yakar top' oynayan ''cicilerini'' giymiş ''cici'' kızlar da...


Kendi bayramlığımı kendim aldığım bir bayram günündeyim..

Çocukluğuma yolculuk ediyorum...


Önce kucağında saatlerce sohbet ettiğim, bana hikayeler anlatan,

kocaman yürekli dedemi, ''bıyıklı tentene'' mi ziyaret ettim

ama bu sefer kabristanda..

Ağladım ben özlemle..

Yine hikayeler anlattı bana,

saatlerce konustuk yine, öğütler verdi

''Sabırlı ol'' dedi...

'' Kalbinde kin büyütme sakın!''


Sonra kalan üç-beş eş dost, tanıdığa rast geldim,bayramlaştık,

el öptüm..

Benim çocuğumun benim elimi öpmesine ise daha çok var...!!...

.........

.........


Eylül........

Hüzün............Ayrılık.....

Soluk her yer,ıssız..

O yüzden hüzün ile yan yana

O yüzden bir sızı titretir içimi..

Her gidiş, ardında tortulaşmış hüznü biriktirir.

Kalana, gidenin yasını tutmak düşer çokça.

Ya gidene?!

...........

Gidip döndükten sonra

herşeyi bıraktığı yerde bulmak istiyor insan..

Herşey değişiyor ama

O anlar, insanlar, mekanlar dursun istiyorsunuz

ama dallarında düşmek için fersiz bir serin rüzgarı bekleyen

yapraklarıyla titreyen sonbahar ağacı gibi Eylül ve kelimeler..

Ve Herşey..

..........

..........

Zaman geçiyor............

Değişiyor herşey!.....





28 Ağustos 2011 Pazar

Sanal Alemin Yorgunları..

Değişen zaman,ruhları da değiştiriyor..

Ayak uyduruyor herşey..duygular bile..

Herşeyi umuyoruz kolayca..istiyoruz

herşeyi itiyoruz bir o kadar hızla..

isteyip ve elde edince sıkılmak..

mesafe çok kısa..                                                                   

Hayata direk tepeden başlamak istiyoruz..

En iyi, en yüksek yerden..

Hemen olsun istiyoruz aklımızdan geçenler..

sanki elimizde alaaddinin cini var..

Çabucak elde etmek

kolay hayat yaşamak istiyoruz

'kolay' ister olduk..

Çok kolay..

Bizi uğrastırmasın,yormasın

hiçbirşey..

zorlamasın..

Başımıza bela olmasın..

Sevgimizi aşkımızı bile

kolay yaşamak istiyoruz..

'Aşk' var olan anın dışında yaşamıyor..

Yaşamasın istiyoruz zaten..                                                 

Üstümüzü çıkaralım,

adını çıkarmaya gerek yok..

İstediğimiz zaman bir el çırpalım gelsin,

onun dışında 'puf' yok olsun..

Ne gerek var?

Bir bilgisayar ekranında yada

telefon düğmesinden öteye geçmesin

Çaba harcamayalım hissetmek için,

koşmayalım,anlamak,yaşatmak niye;

ulaşmak..canlandırmak o duyguları

yersiz..bu çaba neden?

Bir tuş kadar yakınken herşey

kim anlar gözlerin derinliğinde kaybolmayı?!


............

Yalan hayatların sanal yorgunları..

Duygularımızdan bile kaçar olduk..

Korkuyoruz kendimizden..

Herşey koca bir yalan..

Hissetmek yok..                                                                        

Duygu yok..Yaşamak yok..

Sanal alemin talan sesleri..

........

Dokunmaya..

Hissetmeye

Göz göze gelmeye korkar olduk..

Bir kamera,bir msn,tamam...

İnsan başka ne ister ki?!..

Hem böylesi daha makbul,

daha eğlenceli,çekici..(?!)

Bağlanma yok..

Sorumluluk yok..

Sanal bir gerçeklikte yaşar

bir anda kaybolursun..

Bir varsın,bir yoksun..

Hesap vermek te yok..

Canın isterse varsın,

istemezse yoksun..

'in a relationship'

yaparsın,                                                                      

'single' a dönüşüverir bir anda..

Bir tık kadar kolay ilişkiler..

onun bunun arkadaşı senin de sanki samimiymişsin

birşeyler paylaştığın arkadaşın gibi arkadaşın oluverir

bağlantı paylaşır,iki de yalan katar gülersin,yazarsın,

gerekenleri yaptığından eminsin..

nick güncellendi..resimler 'like' landı..

itaat eder gibi ammaaan uy bu rutinlere..

yoksa kaçıracağın şeylerin telafisi yok,mazaalah!..:( :)

...........
...........

Kolay peşinden koştuğumuz

Kolay yoldan elde etmek istediğimiz

tam da bu çağın insanları..

Eee ama hep mi engebeli,renksiz ve zor olur

bu doğruya giden yollarda;

hep mi çekici,eğlenceli ve güzel

yanlışa giden patika?!

Haklısınız tabii..(?!)

Kolay iş,Kolay para,Kolay kadın/erkek,

kolay hayatlar..

hatta kolay seks kolay ilişkilerde

giriverdi tepeden inme hayatımıza

Zora gelemiyoruz..

Gerçek ilişkiler sıkıyor biraz..

Biri azıcık sevgi dese,aşk dese

bağlanma dese arkamıza bakmadan kaçıyoruz..

Biraz duygulardan söz etse itici oluyor..

Derinlere inemiyoruz..

İnmek istemiyoruz aslında..

Yok sayıyoruz..

Biri başlar,biri biter..

amaan gittiği yere kadar sürer,

ayrılıveririz sonra..

Oturduğumuz yerden yaşamak

hoşumuza gidiyor..

Mekanik herşey..

gülme işareti, 'dürtme' anlamına gelen

'poke'lamalar..beğenmeler..

Adı ''Sosyallik'' olan yapaylığı

savunur haldeyiz..

Mekanik hayatların,mekanik duyguları,

mekanik sevişmeler istiyoruz..

ilişkilerimiz dialoglar mekanik..

Nasıl bir sevgi,dostluk ve arkadaşlıksa bu?!

Anlık iletiler,güncellenen yer imleri..

''şurdayım'', ''şuraya gideceğim''

''tam da ordaydım'' :))

nerde naptığını kimle olduğunu belirten

tweet'ler..

Onları ordan yazmasan da

daha sonra yüzyüze paylaşsan,

anılar biriktirsen, doyasıya sohbet etsen..

Çıt!..olmaz..Ben kılımı kıpırdatmam..

Ben gelemem ama gelirsen de hayır demem..

Burdayım işte gelip alsın

Ben uğraşamam

Üşenir olduk..

Sevmeye bile..

Çaba harcamak mı?

Niçin?

Aşk mı? O da ne?

Sevgi aramıyorum ki ben,amaaann..

Aşk ta istemiyorum

İlişki aramıyorum..                                                                    

Bağlanmak istemiyorum

Ee peki, sormazlar mı adama,

o zaman neden geldin, diye?

Beni mi merak ettin!..

İşte buna o zaman bende gülerim!..

.............

Kaybettik hislerimizi..

Yitirildik..

Unuttuk insanı insan yapan

ruhumuzu

Sevmekten korkar olduk..

Kimler acıttı ki canımızı

bu kadar acımasız olduk..

Yalan olduk..

..........

Bir gün yapayalnız uyanmanın ne kadar

korkutucu olacağı hiç aklımıza gelmiyor nedense..

gece kabus gördüğünde 'geçti canım,ben yanındayım'

diyecek birine sahip olmak ne özel,

her daim seni seven,ilgi ve sevgisini gösteren,destek olan

biriyle olmak ne kıymetli farkında değiliz nedense..

Hiçbirşeyi iyiye kullanamadık..

herşeyi kötüye kullanmaya kalktık

Kendi doğamıza hasretiz aslında

ama yalan hayatın yorgunlarıyız..

Hayatımıza girdi bir kere sanal alem..

Yapay insanlar olduk

yalan olduk bir anda..

Şimdi Sen

Bi bağlantıyı paylaşıp

üstüne onu beğenip üstüne bi de “süpermiş yaa”

diye yorum yazan insan.

Bu kadarı yetmez. Seviş o bağlantıyla!..