19 Ekim 2011 Çarşamba

Nymphomaniac's: Love killers


Donjuan yazımdan sonra çok fazla geri dönüş aldım                            

Çok güzel yazmışsın,benimi anlattın

diyen erkek arkadaş ta oldu,

bi fotoğrafımı koymamışsın diyen de

demek ki herkes bu hale gelmiş ve kendinden birşeyler bulmuş:)

' e güzel iyi hoş ta aynısının kadın versiyonu da var,

niye yazmıyorsun,gülşen  ' die söylenenlere..

tamam kadın versiyonunu da yazıcam demiştim

Buyrun:)

Nymphomaniac

Eveett 'Don juan' gibi malesef basit bir okunuşu yok..farkındayım:)

Nemfoman..Global ismi.

Erkek delisi, çapkın kadın (türkçe meali)

nymphomaniac :

global sözlükler şöyle diyor:

a woman who always want to have a sex. a woman with abnormal sexual desires. sexual behavior at levels high enough to be considered clinically significant

Efenim Türkçe meali:

her zaman seks yapmak isteyen,anormal cinsel arzuları olan bir kadın.

  yüksek seviyelerde cinsel davranışları klinikal olarak anlamlı arzedilmiş hatunlar

Kısacası sürtüklük,hafif meşreplik adına ne derseniz işte ok:))

 (erkeklerin yorma bizi tamam dediklerini duyar gibiyim:)

Onlarda don juan lar gibi yalnızdır

Onlar toplumun şu 'ideal kadın' kavramına ait değillerdir

hani şu 'evli,çocuklu olanına'

Onlar beyaz atlı prensin hiçbir zaman gelmeyeceğine hükmetmiş,

'elalem ne der' duygusunu yitirmiş metropol kadınlarıdır


Öyle çok güzel değillerdir

İdeal fizik ölçütleri yada standartlar gerekmiyor

Farklı duruşları farklı tipleri vardır

Ama cazibeleri hemen farkettirir.

bütün gücünü kırmızı ruju ve topuklu ayakkabısından alan kadınlardır onlar.

erkeklerin zaman mekan ayrımı yapmaksızın

''seks olsun da nasıl olursa olsun'' düşüncesini çok iyi kullanan,

istediği erkeği elbette yatağına alan kadındır.

kendisine hayır diyecek erkek sayılıdır çünkü!.

iyi sevişir, sevişmeyi bilir.

son sigara tadı bırakır bünyenizde.

Hızlı kadındır.

Lafını sakınmaz..beğenisini ifade etmekten çekinmezler..

Kurnazdır!.

çapkın erkeklerden daha zekidirler.

 istediklerini daha kolay elde etmekle birlikte,

 çapkınlıklarıyla övünecek kadar salak değildirlerdir.

üstelik hepsinin aldatması erkeklerinkinden çok daha komplike ve derindir

Herşeyi bir o kadar kendilerine saklarlar.

Çoğunun çok iyi işi, kariyeri toplumda statüsü bile olabilir

Böyle kadın mı olur demeyin!..

Yıllardır çapkınlığı sadece erkeklere özgü birşey sanıp durdunuz..

Kadın, toplum için hep ''evde sessiz sakin bekleyen saf aşık ''tır.

Ancak bu her kadın da tutmaz..

Onlar da don juan lar gibidirler.

Erkeklerin zaaflarını bilir, onlarla oynamayı severler

Onlara karşı duygusal birşey hissetmezler.

İlgilerini çalar ve işi bitince de bir kenara atıverirler.

Haklarında söylenen hiçbirşeye aldırmazlar..

Eğer erkek zenginse paralarını da sömürürler.

Ve daha önemlisi kendilerine kurban seçmekte hiç zorlanmazlar.

Erkeğin Evli,Nişanlı,çocuklu,sevgilisi olması vs. onu bağlamaz..

Normalde dışardan hanım hanımcık kendi halinde gözükür,

fakat aslında içten içe bir erkek mıknatısı olabilir.

Gizemlidirler.

Zaten onları çekici kılan da budur çoğu zaman.

Erkeklerin ahmak olanları onları buna iter

Kurbanların kendilerine gelmelerini beklerler, bazen de kendileri giderler

Hayat tarzları budur..

Erkek tavladım, elde ettim diye sevinirken bir anda ortada kalmanın şokunu yaşar

Şoklara şoklar eklenir

Her zaman samimi olmamayı tercih ederler.

Gözleri bir erkeğe bakarken aslında az ileridekini görür.

Erkeklerin boş iltifatlarını çok saçma bulur

ama hoşlanmış gibi yapmakta üstüne yoktur

Ve bu tarz hayatlarının sonu olur

tıppkı donjuanlar, ıssız adamlar gibi..

kartlar bir süre sonra tükeneceğinden

uzun süre bu tarz yaşaması mümkün değildir

yanılgı içinde kalır..

Ve oyunu belki de o noktada sorgulamaya başlar..



..............




















17 Ekim 2011 Pazartesi

S*ktir et & Sil baştan

Son haftalarda tarihi kitaplara ara verip

okuduğum ve beğendiğim iki kitap..                                                 

S*ktir et

(John C parkin)
                                              
ve

Sil baştan

( Ken Grimwood)

                                                                    

Sil baştan

özellikle kurgusu ile zaman kavramını,
                                              
hatalarımızı sorgulamasıyla

sürükleyici bir roman

ve kendi hayatınıza dair çok şey bulabilceğiniz

uzun zamandır okuduğum en sıradışı kitap..

Özellikle S*ktir et;

benim gibi hassas, boşverci olamayan,hayata dair herşeyden etkilenen

kişilere yardımı dokunacak bir kitap..

Birşeyler sizi rahatsız mı ediyor?

Canınızı mı sıkıyor, mutsuz mu oluyorsunuz?

John C parkin'in yazdığı bu kitap

S*ktir et tedavisi ile nasıl boş vereceğinizi öğretiyor

ve rahatlıyorsunuz..kendinizi hayatın akışına bırakabiliyorsunuz..

Herkes S*ktir et ile kendisi arasında bağlantı kurabilir..

Bu sefer artık bende kitabı okuduktan sonra

s*ktir et deme cesaretimi topladım..

denedim ve oldu..

Daha sonra rahatladım, boşverdim, gerçeği söyledim..

Beni ne mutlu ediyorsa onu yaptım

ve herşeyi öyle olduğu gibi kabul ettim..

Kendimi hiç kötü hissetmedim, aksine çok eğlendim..

Doğal dünyayla uyumunuzu kaybettiğinizde, birşeyler canınızı sıktığında

s*ktir et deme ihtiyacı ve uygulaması adına bir kitap..

S*ktir et dediğiniz anda herneyse üzüldüğünüz şey,

yada canınızı sıkan,

üzülmeyi bırakıp,daha çok istemekten vazgeçip,

 gerçeği kabullenip

öfkenizi yatıştırıyorsunuz..

Doğunun 'boşverme' fikrinin batıdaki ifadesiyle

içinizdekileri serbest bırakmayı öğretiyor

size acı veren bağları salıveriyorsunuz..

Çünkü gerçekten şu an canınızı sıkan sizi üzen herşey,

aslında sizin yüklediğiniz anlamlar yüzünden

önemli ve oyüzden mutsuz ediyor sizi

veya kafanıza oyüzden takıp stres yapıyorsunuz

sıkıntının büyüklüğü yüklediğimiz anlamda..

önemli olmadığı an, anlam yüklemediğin an,

ciddiye almayıp değer de vermiyorsun

ve üzmüyor ozaman seni gerçekten..

S*ktir kelimesi saygısız ve bir o kadar da cesur bir kelime..

fakat asıl insanlarda şok etkisi yaratan etkisi kelimenin arkasındaki felsefe

anarşik bir ifade biçimi,söylem olması..

sevişmenin argosu..'s*ktir git',  'seviş ve git ' her yere yayılan

kızgınlık anında söylenen bir küfür halinde

ama aslında durmak bilmeden anlam yüklediğimiz peşinden koştuğumuz

canımızı sıkan her ne varsa o biriktirilen sürecin

aslında önemli olmadığını destekler, tüm o anlamları reddedip

sizi pes ettiren, oluruna bırakmanızı sağlayan bir ifade dir..

Ve kendinizi Tao,Tanrı,Evren,Allah vs. (neye inanıyorsanız)

ruhani güce bırakır, doğal akışı izlersiniz..

Geçen hafta şems-i tebrizinin öğretilerine dair bir kitap okuyordum

''Anladım ki: İnsanlar; Susanı korkak. Görmezden geleni aptal.

Affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar.

 Oysa ki; biz istediğimiz kadar hayatımızdalar.

Göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlar..! ''

diyor Şems..

Bu da aynı düşünce ama başka bir bakış açısı..

o kadar doğru ki..

Önce anlamlar yükleyip değer veren önemli yapan bizleriz

sonra olumsuz birşey olduğunda üzülen de..

bizim için önemli olan önem verdiğimiz herşeyin

canımızı sıkma potansiyeli vardır..

anlam, içinde acıyı barındırır

yüklediğimiz anlamlarda gizli herşey..

Ve doğru aslolan sen!

kendimiz..

Hayatta hiçbirşey sizden önemli değil!..

sevgili,iş,sınav,para,kariyer,eş vs. ne varsa sizin değer verdiğiniz,

şu an için önem verdiğiniz,kendinizi daha sonra çok üzmemek adına

nötr durmayı anlam yüklememeyi öğrenmeliyiz..

Sonra aslında aşık olduğunuz insanın ne kadar bu aşka değmeyen biri

olduğunu veya almak istediğiniz bir işin önemsiz olduğunu, o sınavın hayatınızda

çok etkisi olmadığını birşekilde anlıyorsunuz, hayat size zamanla gösteriyor..

Önemli olan bunların sizi ne kadar etkilediği..

içimizdeki özgürlüğü hissetmek için, içinizdeki tüm duyguları serbest bırakın..

üzülmeyi bir kenara bırakın..hayatın doğal akışına bırakın herşeyi..

Çünkü hem kendi hayatımdan hem gözlemlerimden

hayatta ne olursa olsun, ne kadar kötü olaylar geçse de başınızdan,

acı deneyimler yaşasanızda 's*ktir et' diyip, deneyimleri ve hataları unutmayarak,

herşeyden ders çıkarak 'sil baştan' yaşayabilmek gerek!..

Şu an size acı veren ne varsa

hiçbiri sizden daha önemli değil;

Atlamadan önce son şey, hadi hep beraber BAĞIRALIM!...

Siiiikkktttiiirrrr Eeeeeetttttt!!!....






16 Ekim 2011 Pazar

Aşk ve Nefret döngüsü..

Kopkoyu karanlık..

geceyi dinliyorum..

Sessiz..sakin..

Ne sabah,ne akşam ne de üzeri..

Yine gece evet..

Ve yine uyku tutmadı..


odamın penceresi gecenin karanlığına açılıyor..

bahçede ağacın yaprakları rüzgarın şiddetini göstermekte

bir o yana bir bu yana savruluyorlar..

gözlerim, gökyüzündeki yıldızların grisinde..

gecenin karanlığında parlıyorlar bana..

Rüzgar uğultularından anlıyorum,

usul usul penceremde esintisi..

biliyorum ki açsam penceremi üşüyeceğim

ama gecenin kokusunu içime çekmek istiyorum

aklıma nedensiz sorular geliyor,

susuyorum..

hep yenilediğim uzaklıklar daha bir belirginleşiyor,

daha çok daha hızlı geçiyor anılar gözümün önünden..

elimdeki kahveyi masaya, kendimi az evel kalktığım koltuğa bırakıyorum

yalnızlığım daha da netleşiyor gündüze nazaran..

sevgi ve nefret arasında gidip geliyorum..

sadist bir aşk yaşadığımı,suratıma vurduktan sonra tokadını zaman,

daha hızlı geçiyor anılarım..

Pencereyi açıyorum,üşüyorum..

Rüzgar ne kokunu getiriyor bana, ne sesini..

Artık isteyip istemediğimi bile bilmiyorum.


Çok söyledim 'seviyorum' sözcüğünü..

Çok hissettim..Çok ağladım..

Her geçen gün seni arttırarak damarlarımın içine aldım

Seni her dudaklarıma alışımda ömrümü kısalttın

güzelliğimi aldın elimden

Ruhumu kemirdin bir fare gibi

Gaflet uykusundaydım

hasta oldum,acı çektim, akıllanmadım..

sana olan sevgim o kadar güçlü geldi ki

herşeye kulaklarımı tıkadım

Çok denedim senden kurtulmayı

her denememde sahte sözlerinle ve ışıltınla

o büyünle yine sana koşarak döndüm

Bu  ben değildim, ben bile kendimi tanıyamıyordum

Ben ki,irademe güvenen biri olarak,sana karşı koyamadım

her seferinde 'bitti artık onunla ilişkim' diyordum

Ve yine sana koşuyordum

Büyük bir tutkuyla..Aşkla!..

Gizli bir çekim gücü çekti her seferinde beni sana..

Anlamadın..umursamadın..Hiçbirşeyin kıymetini bilemedin

küçümsedin çoğu zaman..

'ufak kız,küçük kız,güzel kız' tabiri caizse benlik olmayan

senin açından küçüktüm, ufaktım bir zamanlar haklısın..

duygularım kirletilmemişti..

ve ben ismimin yükünü o zamanlar taşımıyordum..

Bana ' gel oynayalım' diyorlardı senin gibi

Ben sevmiyordum istemezdim oyunları

tıpkı üç senedir seninle oynamak zorunda kaldığım bu oyun gibi..

Oyunu kaybettik,anlıyorum..

kabulleniyorum o ayrı..


Zamanın birinde kendi acılarımızda büyüdük

ve oyunları bıraktık

akrep yelkovan yarışında

yıllardır

kocaman yalnızlıktı payıma düşen..

payıma düşen herşeyi de erteledim..

...........

Ertelenemeyen tek şey; hayat

ve artık yaşamda

herkes çok değilken

çoğal(a)mıyorken aşka

yitirilen zamanın sonunda

aşk kendi elleriyle hazırlarmış

kendi düşmanını..

Canın öyle yanarmış ki,

sevgi koridorları pas tutarmış

gözyaşları kurur,

ruh yalnızlığa soyunur,

beden acının raddesinde dolaşırmış..

kimse vazgeçilmez değilmiş,

öğreniliyormuş..

acılar gün gelip tahammül sınırında

beliriyormuş,

kadında zaman geçmiyormuş,

herşey birikip yerini alıyormuş,

öfke insanın içinde sevgiden daha çabuk büyüyormuş

ve nefret asla başka bir duyguya dönüşmüyormuş..