11 Temmuz 2011 Pazartesi

Hükümsüzdür!..

Günler aynı tekrarlardan ibaret..

yaşam mahkumluğu bu olmalı..

Geldik ya bir kere,tekamül etmeden dönmeyeceğiz..

iyi ama dayanabileceğim bir omuz bulmalıyım

bu kalp yorgunluğuna..

elinde tuttuğu bir torba bile ağır gelirken insana,

yüreğe basan bunca ağırlığa nasıl dayanmalı?!

kalbin hasar almışsa bir kere, tamam..

............

Kalp yorgunluğu nedir bilir misiniz?!

içiniz üşür bazı geceler..

sızlar gönlün kabuk bağlamış yanları

bazen sevda artıklarından..

bazen sadece yoksunluktan..


uçurum kenarında hissedersiniz kendinizi..

bütün herşey hükmünü,anlamını yitirir..

yeminler..vaatler..

attığın imzalar..aşka dair söylediğin ne varsa..


yokolur bir anda..

........


Aşk..var olduğu anın dışında yaşamıyor..

........

Dün gece yarısı..

etrafta sesizliği korurken karanlık,

çıkıp balkona bu şehri seyrettim..

uzunca..

ışık yanan evleri..uyumamış insanları..

her yanan lambanın bir hayatın uzak işaretleri

olduğunu düşündüm..

Kaç yaşama tanıklık ediyorsa manzaram,

o kadar sevda kırıkları dolu etrafım..

Hepsi birisine, tutamadığı bir söz vermiş olmalıydı.

Hatta evliliğini,ilişkisini devam ettirenlerin bile,

ilk zamanlar verdikleri yeminlere ne kadar bağlı kaldıkları da

soru işareti..?!

Genetik olmalı, Adem ve Havva' yı hatırlayınca..

Tanrı’ya verilen sözü bile tutamayan insanoğlu,

 kendi cinsine söylediğini ne kadar süre koruyabilir ki?

..........

Kafam bozuldu benim..

verdiğim bütün sözler hükümsüzdür..

hepsini ikinci bir emre kadar aşklarımın üstünden çekiyorum.

Bir daha hiç seviyorum demeyecek miyim?

Elime başkası değemez, bir daha kalbimi kimse alamaz

seninim, ölene kadar gibi cümleler söylemeyecek miyim?

Bunun cevabını şu anda vermek zor.

Mantığım söylemem diyor ama ben aşkı görünce

hemen yolunu değiştirip ardı sıra koşan deli kadının biriyim.

 Belli olmaz! Kaç sarhoş tövbe edip tekrar içmemiş mi?

Kalbimi kıyıya çektim. Su aldıkça batışını izliyorum.

Bu yüzden ettiğim hiçbir yeminin geçerliliği yoktur.

Eski sevdaların da sözlerinin arkasında durup bakmıyorum.

Şimdi, kim hangi gönülde bitmeyecek sandığı sevgisine yeminler ediyorsa, orada kalsın.

 Ben bir müddet daha en azından yeni bir aşka kadar kimliğimle birlikte hükümsüzüm!

5 Temmuz 2011 Salı

Karalamaca...

Adımlarım geri geri gidiyor..

Bir bıkkınlık var artık üzerimde..

herkesten ve herşeyden bıktım sanki..

hiçbirşeyi görmek istemiyor gözlerim

ruhsuz..

yorgun..

günlerdir bir başağrısı..

o da kamçılıyor ruhsuzluğumu..

gittikçe dökülüyorum sapır sapır..

hani bassalar üzerime onlarca parçaya ayrılcak gibiyim

hafızamın ibresi şaştı,

hem hatırlamak ister,hem istemez

Gönül yorgunluğu...

İçimdeki çocuğun uyku saati,

yetişkin yüreğimin iptal saati..

Coşup akmaya hazır gözyaşlarım..

inadına bir kendine hapsediş..

direnişi..

omuzlarıma batan dikenlerin acısı

sırtıma binen yükün sızısı

ve

derin bir sessizlik..

...

Üzerime düşen rehavetin hakkını vermeliyim..

kaybolan gölgelerimi toplayıp uzanmalıyım geldiğim yere..

Anne karnına düşmeliyim!..

Sil baştan!..

Hayata karşı bir cenin gibi durmalıyım!..

.............

Hayatın yorgunluğu çöktü üzerime

Ey Hayat!..

Bana diklenme artık bu kadar!..

Yoruldum..

Gardımı da bıraktım..

Bir çocuk kadar savunmasızım artık!..


4 Temmuz 2011 Pazartesi

Arka Bahçem: Güven!..

Hepimiz kırmızı başlıklı kız ve kurt hikayesiyle uyuduk..                              

masallarla hikayelerle kandırıldık..

ama güven duygusuyla dünyaya geliriz hepimiz..

ilk duyduğumuz koku; anne kokusudur.

Önce anneye güvenmek ister,tutunuruz..

Sonra babaya,

büyüdükçe arkadaşlara ve en sonunda eşinize..


Sonsuz bir güvenle doğarız aslında

ve herkese karşı güvenimiz

boşa çıktıkça sorgulamaya başlarız..

Sorguladıkça güven duygumuz azalır

ve bazen yok olur.

Ne abartmaya gerek var, ne toz pembe bakmaya..


Önce çocukluğumuzdan başlar

annemize güveniriz,sözler verir bize,

basit gözükür ama aslında ilk güven duygusu orda oluşur.

''bakkala gidip gelirsen para üstünü sana vereceğim''

gibi..

Sonsuz bir güven vardır,gideriz..

Sonra babaya güvenmek isteriz..

''karnende hepsi beş olursa bisiklet alacağım''

Çalışırız,karnede hepsi beş gelir..

Çok basit gözükse de küçük şeyler

daha çocukken başlar

güven yada güvensizlik..

Bu dönemde pek güveni sorgulamazsın

çünkü anne babanın canıdır evladı,

tutarlar sözlerini..

Sonra arkadaşlar..okul hayatı başlar.

Anne babamız gibi onlara da güvenmek isteriz..

ama hatalar,ilk sürtüşmeler,çekişmeler

bu dönemde başlar ne yazık ki..

kardeşim dediğiniz,her yerde övdüğünüz,

onun yerine kopya çektiğiniz,ceza aldığınız arkadaşınız

bir gün bir kıza bıraktırır size kardeşliğinizi..

ya da her daim koştuğun,yanında olduğun arkadaşın

sen zor durumdayken yanında olmaz,bir anda yokoluverir..

''lanet olsun'' deyip çekip gitmek istersin

ama arkadaşındır ''canı sağolsun'' diyebilirsin sadece..


Bir gün evlenirsin,güzeldir herşey,cicim aylarında..

sonra başlar kırgınlıklar,hatalar..

kavgalar artar..

herşeyi oturtmaya çalışırsın,onu korursun,

översin çevrene,fedakarlık ne gerekiyorsa yaparsın

tek istediğin mutlu olmak..

bir gün evlendiğin adam/kadının bambaşka biri olduğunu farkedersin

tanımlayamadığın bir cisim gelir oturur boğazına..

kalbinde ağrılar,

ağlayınca geçer sanırsın,geçmez.

...

Sanırım hep limanlar aradık sığınacak kendimize..

kalabalıklarda bir umut bulmaya çalıştık

kalabalık arttıkça biz daha da ıssızlaştık

daha yalnız...

daha güvensiz..

belki de bizi bu kaos dünyadan çekip alacak bir el aradık,

bizi mutlu edecek eli..

Hep ona güvenmek istedik..

Yıllar yılı hep hayatımızda olacağını hayal ederek..

Farklı,değişen,tuhaf bir devirdeyiz şimdi..

Güvensizliğin kulaklara küpe olduğu zamanlarda..


Nedense kendimi çok hırpaladığım,

çok ağladığım bir zaman da akrabalarımdan biri

-''...Bu zamanda herkese kuşkuyla bakacaksın önce..Gazetelerde hergün neler okuyoruz.

Kuşkuyla yaklaş ki fazla zarar görmeyesin,senin iyiliğin için söylüyoruz bunları...'' demişti.

Öncelikle o ve onun gibileri kutluyorum.

Gerçekten..

Bulunduğumuz zamanın farkında çünkü..

Amatör bir ruh taşımıyor artık,bilenmiş..

Ne kadar tehlikeli,güvenilmez bir hayatın pençesindeyiz,bilincinde..

Ve bütün çabası da beni bu pençeden en az zararla çıkarmaya çalışması..

-pençede olup olmadığım tartışılır-

Yine de teşekkür ederim

Kökünü çoktan salmış bir ağacın kırılan dalı olmamı istemiyor çünkü..

Eeee??!

E si yaşayıp gidiyoruz

Fakat gitgide izoleyiz..

kör olmuşuz adeta..

işini göremeyen,kendine zarar veren

kör bir bıçak taklidi yapıyoruz..

Ve bu okadar ileri safhada ki insanlarda

her gün gazetede okuduğu,televizyonda yaptıklarından dolayı

beddua ettiğini herkes sanmaya başlıyorlar


Hayat bir oyun derler ama her seferinde..

Fakat bizim insanımız daha senaryo yazılmadan

kör olmayı başarabilmiş durumda..

Huysuzlar da üstelik..

Ellerinde bastonlar,önlerine gelen herkese vuruyorlar..


Yaşam,yaşamak bize armağan oysa..

Acısıyla,tatlısıyla,tedbiriyle,vurdumduymazlığıyla..

Genç yaşta olmama rağmen hayatın hüzünlü yada sevinçli

her yönünü gördüğüme inanıyorum

ve yaşadığım süreyle öğrenecek,görecek çok vaktim olacak..

Çok koşup çok yoruldum..

Şu an dışardan gelecek hiçbir saldırıdan korkmuyorum

içerden geleceklere de hazırım.

O denli sağlam hissediyorum kendimi..

Bir saat sonra,bir gün sonra,bir hafta sonra hatta bir dakika sonra

ne hissederim bilmiyorum fakat yaşam atölyesinde bileniyorsunuz..


Ama yine de şu bir gerçek ki;

her kötü görünenin kötü olamayabileceğini,

her iyi görünenin iyi olamayabileceğini bilerek,

adam gibi,

senaryosu birdenbire değişebilen bir oyunun içindeymiş gibi

yaşamalı insan..

Her atasözüne inanmamalı,deyimlerle yürümemeli,

annesinin hemen uyuması için uydurduğu kötü hikayelerle

büyümemeli insan..


Ne herşeye güven, ne de aşırı şüphe içinde ol!

üzülmek istemiyorsan hayatta herşeye hazırlıklı ol..