19 Aralık 2010 Pazar

Sessiz Çığlık


Çığlık çığlığa bir öfke bu

kendi ruhuna dönük,

arka kapıdan bakmak gibi hayata,

tam anlamı olmayan

eksik,yırtık ve donuk..


geçmişe dayanan derin ve yaralı bir aşk çökeli..

sonu muamma,

arada derede kalmış,

yer ile gök arasında

herhangi bir şehirde

ve duygusal salınımların

çalkantıların

yaşandığı bir gecede

kimi kimsesi olmayan

kendi haricinde..


zaman..

akıp giden bir nehir..

her an düşebilmek gibi yani

etraftaki seslerden sıyrılabilmek,

kendimiz olmak biraz..

çoğalabilmek..

oysa tek mesele var

sıkı sıkıya tutunabilmek!...

17 Aralık 2010 Cuma

Hayat Maratonu

Hile yapıyoruz hala oyunlarda

oyuncakları bıraktık,

sahte ruhlar üzerimizde

aşk platoniği geçeli çok oldu artık

şarkılar eskiden çok çok uzakta

koştukça yoruluyoruz sessizliğin peşinde

yalnızlığın solgun,somurtkan yüzünde

öylesine geceye dair,aşka yaren

umutlarla ve heyecanla ekilen

bir hayatın tam da ortasında


-aşkla

-ayrılıkla


hep ikisinin bir arada olduğu aralarda takılacaktık

gelgitlerin yüksek,girdapların tehlikeli olduğu bu suda

şimdi durulduk,biraz da yorulduk

ardı sıra parantezlerin arasında kalmaktan


-büyük harfle

-küçük harfle


önce kafamızı karıştıran aşkları ıskaladık birer birer

yalnızlığa sardık hayallerimizi bir sigara gibi

ucundan yaktık,soğuk havanın herhangi bir kesitinde

(içimize çektik sorgusuz)


yaşamak adına çizdikçe resimlerimizi

yazdıkça yazılarımızı

çektikçe filmlerimizi

ve söyledikçe şarkılarımızı

yaşayacaktık

..............

.............


yanılıyor muyuz yoksa?!

kabus mu bunlar inceden terleten


Yalnızlık ço__k oluyor bu sıralar!...

sussan suçlusun,konuşsan yalancı

en iyisimi gitmek düşüncelerden

uçsuz bucaksız düşlere

uzak şehirlere..

....
....


Önce koştuk, sonra yorulduk, tam dinlenecekken

bir maraton daha başladı yalnızlığa dair..

10 Aralık 2010 Cuma

''Issız Adam'' lar...


''Yalnız''dırlar...

Kalabalıklar içinde yalnızlardır..

Çok dostu yoktur,

etrafı kalabalık olsa da..

özellikle ister böyle yaşamak..

Başkalarının hayatında yer edinemez kendine..

Kendisinden gayrısını ayak bağı olarak gören 

bu metropol adamı

sorumlu olmak istemez hiçbirşeyden

yalnızlığı özgürlük zannedip

aşkı yüreğinden sirkeleyip atar..

onun kız tavlamak,aşık olmak gibi

şeylerle uğraşmaya ne zamanı,ne iştahı vardır

Daha doğrusu bu, prensiplerine aykırıdır

Çünkü adı üstünde o -ıssız adam- dır..


Biri yüreğine dokunacak, onu sahiplenecek

onu sadece 'o' olduğu için sevecek

diye içten içe korkar

Günübirlik, sadece cinsellik üzerine dayalı ilişkileri vardır

Gizli korkuları vardır

Düzenli bir hayattan özgürlüğünü yitireceği düşüncesiyle kaçar

Kendini sevecek aşık bir kadından korkar

bağlanmaktan..

Macera sever o, heyecan sever, elde etmek ister

Koşullarında kendisine en güzel,en akıllı,en hoş kadın çıksa da 

elinin tersiyle iter,o heyecan arar..



öyle fazla boş bir adam da değildir..

hobileri,meşgaleleri vardır

 her konuda bilgisi,öngörüsü,tecrübesi veya mutlaka bir

fikri vardır.

İş aşka gelince sınıfta kalır,

yani teorisi zehirdir de,pratiği sallanır.



Ada'nın Alper'e unutulmaz sözü gibi:

''Kar üzerinde donmak üzeredirler

ama uyku tatlı gelir''


Onlar dünyanın ve toplumun ''erkeksin, hızlı yaşamalısın''

baskıları altında ezilirken film şeridi gibi hayat geçer hiçbirşey anlamadan,

filmin sonunun geldiğini anladığında film çoktan bitmiştir..

Adam filmin tekrar başlaması için sinemada aynı koltukta beklemektedir,

oysa film çoktan başka salonlarda oynatılmaya başlanmıştır.

Mutluluklarını hızlı yaşayan erkek,hüzünlerini,kederlerini

acısını yavaş yavaş yaşar..

Çünkü tüm güzellikleri tüketmiştir 

geriye kalan uzun zaman için 

yalnızlıktır




Aşk giderse ne kalır geriye?

Issız bir yaşam,

ıssız bir adam,

ıssız bir şehir belki de...